AKP döneminde tekkeler, tarikatlar, cemaatler baş tacı edildi. Büyük değer kazandı.
Kimse dil uzatamıyor bu dinci tayfasına. Eleştiremiyor. Yan gözle bile bakmak suç. Dokunan yanıyor. Çünkü bu cemaatler ABD ile birlikte taşıdı AKP’yi iktidara.
AKP’nin onlara gönül borcu var. Şeyhler, şıhlar velinimeti… Oy deposu… Yargı, ordu, ulus, vatan bir yana, onlar bir yana.
Bu nedenle, İsmail Ağa ve Gülen cemaatlerine operasyon için düğmeye basan Erzincan başsavcısı İlhan Cihaner’in başına gelmeyen kalmadı.
Başsavcı, arı kovanına çomak soktu.
Sen misin bunu yapan? Önce tehdit edildi. Uyarıldı. Sonra da evi saatlerce didik didik arandı. Çocuğunun oyun CD’leri bile alıp götürüldü. Kendisinden daha kıdemsiz olan Erzurum Özel yetkili savcısı tarafından sorguya çekildi. Oysa Erzincan Cumhuriyet Başsavcısını sadece Yargıtay kovuşturabilirdi.
Çıkarına ve yandaşlarına dokunulduğu zaman “laiklik karşıtı eylemlerin odağı” AKP ne Anayasa, ne hak ne hukuk tanıyor. Yargıç, savcı güvencesi ona vız gelip tırıs gidiyor. Ne ordu komutanı ne paşa dinliyor. Yıllarca vatana hizmet etmiş koca koca generaller çetecilikle suçlanıp, savcıların ayağına çağrılıyor, sorguya çekiliyor. Ama söz konusu PKK militanları olunca, yargılama işi onlara gelince, akan sular duruyor. “Ayarlanan” savcılar, yargıçlar bu kez onların ayağına gönderiliyor.
“Ayarlanamayan” savcılar, yargıçlar üzerindeki baskı ise her geçen gün biraz daha artıyor. Her geçen gün biraz daha yoğunlaşarak devam ediyor.
Türkiye’de bugün herkes tehdit altındadır. Kimse yarınından emin değildir. Her an her şey olabilir. Her an herkes tutuklanabilir. Hiç beklenmeyen bir zamanda, beklenmeyen kişiler evlerinden alınıp, götürülebilir.
Merak içerisindeyiz şimdi. Bakalım, Yargıtay Başsavcısını, Yargıtay Başkanını hangi savcı tutuklayacak? Sıra onlara ne zaman gelecek?
İlhan Selçuk Ağabey hep söyler: “Yine haklı çıktık. Keşke haklı çıkmasaydık…”
Şimdi biz de diyoruz ki, “Yine haklı çıktık… Keşke haklı çıkmasaydık… ”
Cumhuriyet gazetesinde yayınlanan “Dinci Faşizmin Ayak Sesleri”, “Kuzuların sessizliği”, “Tehlikenin Farkına Ne zaman Varacağız?” adlı yazılarımda siyasal İslamcı yayılmaya ve örgütlenmeye dikkat çekmiş, zaman yitirilmeden önlem alınmasını, tehlikeye karşı devrimci kadroların birleşip, bütünleşmesini önermiştim.
Ayrıca, bundan üç beş ay önce yine Ulus Gazetesindeki köşemde “Hukuksuzluk Hukuk Oldu Türkiye’de” başlıklı yazımda şunları söylemiştim:
“1966’larda, zamanın iç işleri bakanı Faruk Sükan’a bir ihbar yapılmıştı. Bu ihbarda, yazı ve teksir makineleri ile TBMM’sinin bazı odalarında yasa dışı bildiriler basıldığı ileri sürülmüştü. Bunun üzerine Sükan, 6 Mayısı 7 Mayısa bağlayan gece, saat 1.30’da, Cumhuriyet Halk Partisi, Milli Birlik ve Kontenjan senatörlerinin odalarını didik didik aratmış, altını üstüne getirmişti.
Bu olay karşısında İsmet İnönü, “eşkıyanın bu gece ne yapacağı belli olmaz…” diyerek, tarihe geçen sözünü söylemişti.
O günleri mumla arıyoruz şimdi. Her yanı eşkıyalar sardı. Kum gibi. Giderek daha da çoğalıyorlar. Diledikleri gibi at koşturuyorlar.
Ordunun, yargının, partilerin, sendikaların, derneklerin savunmaya çekilip, sessiz ve suskun kalmaları sonucunda dinci faşizm pervasızlaştı. Saldırganlaştı. Bir hayli yol kat etti.
Eşkıyalar dünyaya hakim olmaya çalışıyor. Bunun için ne gerekiyorsa onu yapıyorlar. Orduya saldırıyorlar. Yargıya saldırıyorlar. Atatürk’e saldırıyorlar.
Yolsuzluk, haksızlık, vurgun, soygun, talan almış başını gidiyor ülkemizde. Tertiplerle, düzmece senaryolarla dilediklerini içeriye atıyorlar, dilediklerini 24 saat dinliyorlar. Hedef, çöreklendikleri talan düzenini korumak, ele geçirdikleri koltukları kimselere kaptırmamak…
Bugün Ergenekon’lar sayesinde ordu sürekli ateş altında. Dersim isyanları ile Atatürk karalanıyor. Dincisi, bölücüsü, İkinci Cumhuriyetçisi dört bir yandan kuşatmış. Saldırıyor. Kemalizm kalesinde gedik açmaya çalışıyor.
Kemalist Cumhuriyet hedefte.
İktidar, zorba yöntemlerle kendi hukukunu oluşturma mücadelesi veriyor. Yargı, ayarlanmak (!) teslim alınmak isteniyor.
Başsavcıları dinliyorlar. Yargıçları, avukatları, politikacıları dinliyorlar. Yargıtay’ı dinliyorlar. Amaç korku imparatorluğu yaratmak. İnsanları yılgınlığa, suskunluğa, umutsuzluğa sevk etmek.
Yargı karşısına çıkıp hesap vermesi gereken İletişim başkanları, müdürler, savcılar parti militanları gibi konuşuyorlar. AKP de onları koruyucu kanatları altına almış.
Bu talan düzenine, ortaçağ kalıntılarına, şeriatçı gidişe kim baş kaldırıyorsa, kim Türkiye’nin bağımsızlığından, Atatürk devrimlerinden yana tavır alıyorsa, kısaca kim iktidara muhalefet ediyorsa, hemen “Sivil Darbe Karargâhı” kolları sıvıyor, harekete geçiyor. Onları “Ergenekonculukla” suçlayıp, hedef tahtasına yatırıyor. Ondan sonra gelsin İhbar mektupları, ıslak imzalar… Gelsin tutuklamalar, gözaltılar… Yalancı tanıklar…
“Bu yapılanlar zulümdür, sussam vicdanım sızlar…” diyor Süleyman Demirel.
Kanadoğlu “Dinlemelerin polis devleti ve dikta” anlamına geldiğini söylüyor.
Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker, “Dinlemeler toplumda paranoya oluşturdu. Sistem böyle olmaz…” diyor
Vural Savaş, yargıdaki telekulak tartışmaları ile ilgili, “Türkiye şu anda hukuk devleti olmaktan çıkmış, korku devleti haline getirilmiştir. Bu Adalet Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığının himayesinde yapılmaktadır. Eninde sonunda Yüce Divan’da bunun hesabı sorulacaktır. Aslında bu yaptıklarıyla Yüce Divan dosyasının delillerini oluşturuyorlar…” sözleri ile iktidarı eleştiriyor.
Evet, “eninde sonunda Yüce Divan’da bunun hesabı sorulacaktır.” Bugün teslim almaya çalıştıkları hukuk ve hukuk sistemi kendilerine de gerekecektir. Bunu hiç akıllarından çıkarmasınlar…

Türkçe tehlike altında. Artık uyanma vakti. Halkımızı bir arada tutan en önemli unsur yok ediliyor. Hem de bizler tarafından.
Dincilerin, din tüccarlarının yaşamları çıkar (menfaat) ilişkisi temelinde şekillenmiştir. Onları yönlendiren güdü, “ticaret bilinci...
Sayın(!) Başbakan yine ortalığa inciler saçmışlar ve demişlerdir ki:
Mayınlı arazi tartışmasından sonra bir süredir ortalık duruldu… Tarih 1 / 6 / 2009, Bildiğiniz gibi Dışişleri Bakanı Sayın, Ahmet Davut...
Gazete ve televizyonlar, nadiren rastlanan bu görüntüleri yuvarlak içine alarak on’larca kez gösterir, zumlar, “Yeşil-Kırmızı-sarı r...
Hareketleriyle, konuşmasıyla "maganda" olduğunu kanıtlayan bir kooperatif başkanı ,içki sofrasında etrafına topladığı dört-beş arkadaş...
Diyarbakır'da İstinaf Mahkemesi İnşaatı(!) Lütfen dikkatle okuyun !
“Türkiye maalesef deve kuşu gibi kafasını kuma sokmuş bir Türk burjuvazisi ve medyasıyla, bilgi ve görgüsü eksik dünyada ne olup bitti...
Dünya nüfusu son 50 yılda 2 katından fazla arttı. Bu artışın devamı halinde küresel ısınma ve krizleri önlemek mümkün değil. ...
Televizyonda bir dizi var. Adı; Aşk-ı Memnu… Türkçesi Yasak Aşk… Halit Ziya Uşaklıgil’in eserinden uyarlanmış… Az önce kanallar ara...
Herkesin bildiği üzere, ülkemizde devletin en önemli kurumları arasında ceyeran etmekte olan çok yıkıcı ve sarsıcı bir iktidar mücadelesi...
İşin aslını konuşmakta fayda var. Mevcut meclis anayasa referandumunu niye yapıyor? Çünkü mecliste halkı temsil ettiği iddiasındaki tüm s...
Günlük yaşamda; bazen sıradan bazen de özgün davranışlar kabul görür. Her iki davranışta koşullara göre önem kazanır ve yapıldığı ...
Fetullah Gülen cemaati ve benzer Ortaçağ kalıntısı oluşumların günümüzde artık gözlerden saklanamaz derecede etkinlik kazanmalarında, bu...
2007'de yaşanmış bir olayı gündeme getirmek neden? Yine bir askere vurma çabası mı, yoksa yapılacak yeni siyasi manipülasyonlar öncesi gün...
Güce sahip olan insanlar güçlerini sizin devamlı olarak aldatıldığınızdan ve yönlendirildiğinizden emin olmak için kullanıyorlar.
Yüksek Seçim Kurulu (YSK), nüfus idarelerinden alınacak, seçmen vatandaşın Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarasını da taşıyan mühürlü ve ... 
