Dengeli.com

10
09
2010
 

Baskı, Zulüm Şimdiye Dek Kimseye Hayır Getirmedi…

Toplum değişiyor. Hem de hızla değişiyor. Türkiye, eski Türkiye değil artık. Yoz Batı kültürüyle,  çağ dışı ümmet kültürünün yan yana yaşadığı ve ulus devlet, ulusallık, toprak bütünlüğü, tam bağımsızlık, vatan kavramlarının değer yitirdiği bir dönemden geçiyoruz…

Sisli, puslu, bulanık bir ortam. Baskı, şiddet, yasa dışı davranışlar, hukuksuzluk, telefon dinlemeler, keyfi davranışlar, vurgun, soygun, talan… “Kimse bana karışamaz. Ne asker tanırım, ne yargıç; ne öğretmen, ne memur… Kimseyi dinlemem, ben çıkarıma bakarım, yolumda giderim, en güçlü benim, dilediğimi yaparım…” 

İnsan ilişkileri, toplum yasaları hızla kirleniyor. Dil hızla kirleniyor...  Dil hızla eksiliyor.  Saygı, sevgi sözcükleri Türkçemizden, yaşantımızdan hızla çekiliyor. Kimsenin kimseye güveni yok…

Bir yanda görkemli arabalar, katlar, yatlar; öte yanda giyimiyle, kuşamıyla, yaşantısıyla Ortadoğu’nun Arap ülkelerine benzeyen mahalleler, caddeler, sokaklar… Bir de ülkenin üstüne kara bulutlar gibi çöken bölücüler, PKK’lılar… Eski deyimle (manzara-i umumiye) genel görüntü bu. 

Şu sıralar, ABD’nin planlayıp yönlendirdiği, “ılımlı İslam” temelinde,  bir karşıdevrim süreci yaşıyoruz. Ülkemiz giderek Atatürk Türkiyesi olmaktan çıkıyor. Yarı bağımlılıktan, tam bağımlılığa geçiyor. Türkiye’yi şeriatçı ülkelerden ayıran laik, çağdaş yapı, yani 1923 devrimi yok edilmeye çalışılıyor.

Cumhuriyet kurumlarını birer birer elden çıkarıyorlar. Ne ağır sanayi kaldı, ne hafif sanayi.  Miras yediler gibi harcıyorlar. Yine de iki yakaları bir araya gelmiyor. Bir yandan IMF’den, Dünya Bankasından kredi çekiyorlar; bir yandan el emeği, göz nuru ülke kaynaklarını yabancılara satarak, paraya çeviriyorlar.

Cumhuriyet tarihinin en büyük satışlarını ve borçlanmasını yaptılar. Durmadan borçlandılar.  Ama ülkenin geleceği için tek çivi çakmadılar. Tek kuruş harcamadılar. Türbanla yatıp, sadaka ile kalktılar. Fabrika yerine aş evleri açtılar.

Peki, sonuç? Sonuç ortada: Üretim yok. İş yok.

Cinnetliler ülkesi olduk. Gün geçmiyor ki güç koşullar içersinde kalan bir baba çocuklarını, eşini ve kendisini öldürmesin. Gün geçmiyor ki borçları nedeniyle bir iş adamı bunalıma girip intihar etmesin.

Milyonlar perişan. Aç, açık. Sefil.

Ama öte yanda, gece kulüplerinde harcanan, havaya saçılan Dolarların, Avroların haddi hesabı yok… Milyarlık köşklerde sefa süren; Amerika’nın, Avrupa’nın lüks mağazalarından giyinen sonradan görme zenginler,  mutlu bir azınlık, hallerinden ve halkından çok memnun. Bin yıllık uykularından uyanmasınlar, devran hep böyle sürsün gitsin istiyorlar.

Onların kitabında ne çile çekmek var, ne de öteki dünya. Tek amaçları para kazanmak, mal-mülk sahibi olmak. Bildikleri en iyi iş, en iyi meslek din ticareti, din sömürüsü. “Hepimiz din kardeşiyiz, Müslümanız” kandırmacası hokkabazlığı arkasında oynanan oyunlar, çevrilen dolaplar, tilkinin aklına bile gelmeyen kirli ilişkiler…  Saf vatandaşlarımızın inançlarından yararlanılarak toplanan bağışların nasıl iç edildiğini çocuklar bile biliyor artık. Yargıç önünden geçmeyen asker, aydın, sendikacı, politikacı, yazar kalmadı, hâlâ “Deniz Feneri” bekliyor, bekletiliyor…

Halkı uyutmak, gerçekleri onlardan gizlemek için yapmadıkları palyaçoluk kalmıyor.

Ama vatanını seven, dürüst, namuslu bir kesim var ki onlar da bu bozuk gidişe isyan ediyor, gerçekleri dile getiriyor. Doğruları söylüyor.  Sömürgeci, dinci düzeni tüm çıplaklığı ile gözler önüne seriyor.

“Sen misin bunu yapan, sen misin benim tekerime taş koyan? Öyleyse ben de seni içeri atarım. Yalanlarla dolanlarla, tertiplerle, PKK’lı yalancı tanıklarla, düzmece raporlarla özgürlüğünü elinden alırım…”

“Ulusal düşünceyi, ulusal devleti, tam bağımsızlığı savunamazsın. Yolsuzlukları ortaya koyamazsın. Dilediğin gibi yazamazsın. Dilediğin gibi düşünemezsin. Dilediğin gibi yargılayamazsın. Ben nasıl istiyorsam, öyle hareket edeceksin,  öyle yargılayacaksın. Öyle davranacaksın. Öyle düşüneceksin. Yoksa gök kubbeyi başına yıkarım. Her gün, her saat, her dakika telefonlarını dinlerim. Sonra da seni içeri atarım. Ayağını denk al…”

Medyaya baskı. Aydınlara baskı. Yurtseverlere baskı.  Orduya, yargıya gözdağı…

Bu ülke, bu insanlar böyle çok zulüm dönemleri gördü. Çok zulüm dönemleri yaşadı. Çok hükümetler, çok iktidarlar gördü.  Nice Abdülhamit’ler, Menderes’ler,  Evren’ler gelip geçti.

Vatan cepheleri kurdular. Meydanlarda kitap yaktılar. Saçı ak profesörlere hapishane avlularında buz kırdırdılar. Sivas’ta aydınlarımızı katlettiler. Karakollarda Aziz Nesin’lere sövdüler. Sövenler, sayanlar gitti. Cumhuriyet kaldı geride. Atatürk kaldı. Ay yıldızlı bayrak kaldı…

Cumhuriyet güçleri dimdik ayakta. Mustafa Kemal Atatürk dimdik ayakta.

Korku imparatorluğu, baskı, zulüm şimdiye dek kimseye “hayır” getirmedi. Basınla, insanla, halkla uğraşanlar, yetim hakkı yiyenler, insanları aç sefil bırakanlar huzur yüzü görmediler. Yataklarında rahat uyuyamadılar.

Tarih Baba bir kez daha gerçeklere tanık olacaktır. Bundan kimsenin kuşkusu olmasın. Tarih Baba, gelecek kuşaklara anlatacağı sayfaları şimdiden yazmaya başladı bile…

Ulus Gazetesi


Nevzat Dağlı
15 Aralık 2009 13:52 25
Popülerlik: +0
...

Batı’dan gelen açılım mektubu

Açılın dostlarım Anadolu’da,
Bölünerek güle güle açılın,
El verirken sakınmayın kolu da,
Kopacağı bile bile açılın.

Açılmazsan bil ki kabuğun çatlar,
Umulmadık yerde bombalar patlar.
Kaldırılsın artık kırmızı hatlar,
Çizgileri sile sile açılın.

Söylüyoruz size burdan kaç aydır,
Ulus devlet deprem yapan bir faydır.
Bölününce yönetmesi kolaydır,
Ülkenizi böle böle açılın.

Kıbrıs’ta “Yes Annem” dedirten biziz,
Her yerde terörü kudurtan biziz.
Herkese sözünü yedirten biziz,
Sözümüze gele gele açılın.

Dünyada Batı’nın kırbacı şaklar,
Bunu öğrenmeli yeni kuşaklar.
Sizi destekliyor bizim uşaklar,
Ordan öğüt ala ala açılın.

BOB’u kurup eşbaşkanı olun siz,
Yeni Osmanlıyı orda bulun siz.
Açıldıkça yerinizde kalın siz,
Zevkten köşe ola ola açılın.

Nevzat açılmasın kapalı kalsın,
O hãlã uluscu sazını çalsın.
Evrilmesin orda dinozor olsun,
Ona kara çala çala açılın.

Halk Ozanı Karamanlı Nevzat


busy
 

Türkçe'nin Yozlaşması

Türkçe'nin Yozlaşması Türkçe tehlike altında. Artık uyanma vakti. Halkımızı bir arada tutan en önemli unsur yok ediliyor. Hem de bizler tarafından.

Krizin "Keriz"i Olmayalım!

Krizin Hareketleriyle, konuşmasıyla "maganda" olduğunu kanıtlayan bir kooperatif başkanı ,içki sofrasında etrafına topladığı dört-beş arkadaş...

Değer Yargılarımız...

Değer Yargılarımız... Televizyonda bir dizi var. Adı; Aşk-ı Memnu… Türkçesi Yasak Aşk… Halit Ziya Uşaklıgil’in eserinden uyarlanmış… Az önce kanallar ara...

TSK OLANLARI UNUTURMU?

TSK OLANLARI UNUTURMU? Herkesin bildiği üzere, ülkemizde devletin en önemli kurumları arasında ceyeran etmekte olan çok yıkıcı ve sarsıcı bir iktidar mücadelesi...

Referandum Meselesi

Referandum Meselesi İşin aslını konuşmakta fayda var. Mevcut meclis anayasa referandumunu niye yapıyor? Çünkü mecliste halkı temsil ettiği iddiasındaki tüm s...

KPSS Sınavı

KPSS Sınavı Her şey sınavla başlar.Daha anne karnında iken bile sınanır çocuk. Acaba dış dünyaya ayak uydurabilecek mi diye? Bir çok testlerden geçiri...

Ne Yapmalı?

Ne Yapmalı? Fetullah Gülen cemaati ve benzer Ortaçağ kalıntısı oluşumların günümüzde artık gözlerden saklanamaz derecede etkinlik kazanmalarında, bu...

Ağlamak İçin Biraz Geç Kalmadınız mı Başbakanım?

Ağlamak İçin Biraz Geç Kalmadınız mı Başbakanım? 2007'de yaşanmış bir olayı gündeme getirmek neden? Yine bir askere vurma çabası mı, yoksa yapılacak yeni siyasi manipülasyonlar öncesi gün...

Savaş mı, Terör mü, Kriz mi Yalan, Gerçek Ne?

Savaş mı, Terör mü, Kriz mi Yalan, Gerçek Ne? Güce sahip olan insanlar güçlerini sizin devamlı olarak aldatıldığınızdan ve yönlendirildiğinizden emin olmak için kullanıyorlar.

Yazarlarımız yeni bir makale yayınladığında e-posta ile haberdar ol :


Sık Kullanılanlarınıza Ekleyin
Bu sayfayı Sık Kullanılanlarınıza Ekleyin
 40 okuyucu ve 1 kayıtlı okuyucu çevrimiçi

English French German Italian Swedish