Dengeli.com

10
09
2010
Yazarlarımız Ertürk DEMİREL Denizbank Finansal Hizmetler Grubu Baş Ekonomisti Saruhan Özel ile Söyleşi
 

Denizbank Finansal Hizmetler Grubu Baş Ekonomisti Saruhan Özel ile Söyleşi

ERTÜRK DEMİREL: Öncelikle o meşhur soru ile başlayalım isterseniz. Piyasalar dibi gördü mü? Piyasalar için tünelin ucundaki  ışık  görünüyor mu?

SARUHAN ÖZEL: Tünelin ucundaki ışığı gördüğün zaman o trende olabilir. Dışarı çıktığın gün ışığı da olabilir.  Biz global krizi dört şekilde takip ediyoruz. Birtanesi bu krizin ortaya çıkışı ve finansal bilançoların tahrip edilmesi. İkincisi finansal sektörün yeniden ayağa kaldırılması ve tahrip olan bilançoların düzeltilmesi. Üçüncü aşaması, finansal tahribattan ekonomik tahribata geçilmesi ve resesyon sürecine geçilmesi ve dördüncü aşaması ile çakıştı. Biz şu an resmi rakamlara yansımış şekilde krizin üçüncü aşamasındayız. Şimdi gelinen noktada piyasalar bu üçüncü aşamanın ortalarında bir yerinde , en kötüyü rakamalara yansımış şekilde gördüğümüzü düşünüyorlar.  Şu an makro göstergeler bozulmanın azaldığını gösteriyor. Bozulma devam ediyor ancak bozulma azalıyor. Bütün göstergelerle biz krizin dipten döndüğünü söyleyebiliriz. Bunun piyasada jargonu da “yeşil filiz” olarak nitelendiriliyor. Bunu Obama biraz meşhur etti. Bir konuşmasında “yeşil filizler” başladı demişti. Şimdi piyasada bu filizler çiçek açacak mı yoksa kuruyacak mı onu göreceğiz. Bugün de ben piyasaların görüşlerine katılıyorum; resesyonun bir depresyona dönüşmeyeceğini en kötü ihtimalle bir yatay seyir izleyeceğini düşünüyorum.

E.D. : Peki bundan sonraki adım ne olmalı? Bugüne kadarki önlemler  piyasaları krizden kurtarmak içindi.  Tüketimi arttırmak ve piyasalarda güveni sağlamak için bundan sonra neler yapılmalı?

S.Ö. : Şimdi krizden çıkmanın iki yolu var. Dünyada 2002-2007 arası süreçte belli bir ekonomik düzen vardı. On dört trilyon dolarlık Amerikan  ekonomisinin  %70 i Amerikan tüketicisinin haracaması. Bu Japonya, Almanya, İngiltere, Çin ekonomilerinin ekonomik üretimlerini toplarsan bu kadar etmiyor. Bu Amerika’nın mal ve hizmet alarak ve Amerika’nın da cari açık vererek tüm dünyayı ihya ettiğini ve ekonomik bir bölge olduğunu gösteriyor. Örnek verelim: Amerikalı Çin’den bir mal alıyor. Çinli bir mal üretmek için makineyi Almanya’dan veya Japonya’dan satın alıyor, enerjiyi, petrolü Rusya’dan alıyor ve o Rus, turist olarak Türkiye’ye geliyor. Bütün dünyayı bir çark içinde ihya eden, sadece Amerikalı’nın tüketimi ile bir çark dönüyor. Bu kriz bize şunu söylüyor, Amerikan tüketicisi şu an tüketemiyor çünkü şu an borçlanamıyorlar. Şimdi tüketimi azaltıyorlar, borçluluklarını aşağıya çekiyorlar. Dünya bu duraklamanın içine girdi. Amerikalılar tüketim yapamadıkları gibi şimdi kredi de veremiyorlar çünkü eskisi gibi kredi verecek güçleri kalmadı. Şimdi bu krizden nasıl çıkacağız? Öncelikle Amerikan tüketicisinin ayağa kaldırılması gerek. Eskisi gibi tüketmeye başlamaları lazım. Bunu bugüne kadar borçlanarak yaptıkları için , Amerikan finansal yapısının çarklarının tekrar döndürülmesi gerek. Şu an da bu yapılmaya çalışılıyor. Bu uzun bir süreç. İkincisi ise Amerikan tüketicisinin yerine başka bir tüketim toplumu  koymak. Kimi koyabiliriz? Demografik yapısı ile genç olacak. Ekonomik yapısı düşük olup, yükseltebilenecek ve borçlanma imkanı olaqcak veya parası olacak. Buna en uygun olan Asya ülkeleri. Bankacılık sistemleri müsait, demografik yapıları uygun ve hayat standartlarını yükseltmek istiyorlar. Mesela ilk dört ayda (2009) Çin’de satılan araba sayısı 2.821.000 adet, Amerika’da ise 1.500.000 adet. Bu olayı çok güzel özetliyor aslında. Ya Amerikan tüketicisini ayağa kaldıracağız ya da yerine başkasını koyacağız. Bunun içinde bir an önce Amerikan finans piyasasını ayağa kaldırman gerek. Eğer öteki yolu deneyeceksek tüketiciyi ayağa kaldırıp, bütçe tarafında devletin planlamalar yapması gerek.

E.D. :
ABD hükümetinin önlemlerini nasıl buluyorsunuz?

S.Ö.: Yaşadığımız süreç Amerikan hükümetlerinin krizle birlikte bir çözüm üretmesini gerektirdi. Amerikan hükümetleri bu dönemde çok vizyonlu, çok erken davrandığı bir yol izleyemedi. Obama’ya kadar. Çünkü her şey o kadar ani olduki. İflaslar, beklenmeyen kötü bilançolar. Her seferinde tahmin edilenden öte sorunlar ile uğraşmak ve buna göre çözüm üretmek zorunda kaldılar. Bir metodoloji ortaya koyamadılar. Mali paketi senatodan çok zor geçirdiler, bu paketi de nasıl uygulayacaklarını bilemediler.  Hangi firmaya nasıl müdahale etmesi gerektiğine karar veremediler. Bankalara sermaye mi koyalım yoksa kötü bilançoları mı temizleyelim diye karar veremediler. FED uzun bir süre piyasalara para verip vermemekte karar veremedi. Lehman Brother’sı mı AIG mi müdahale etmesi gerektiğine ve benzeri firma krizlerine anında müdahale etmekte zorlandılar. Krizde asıl Obama , dibi gördükten sonra nasıl davranacağı anlamlı olacak. Ancak Amerikan hükümetlerinin bu anlamda yapmaları gerektiklerini hatta radikal kararlar aldıklarını söyleyebiliriz.

E.D. : Krizde hep  gelişmiş ülkelerin ne yaptığına ne yapacağına baktık. Peki gelişmekte olan ülkeler? Halen ABD tahvillerinin büyük kısmını ellerinde tutuyorlar ve emtia piyasalarını büyük oranda etkileyen de bu ülkeler. Gelişmekte olan ülkeler  bu sınavı geçti mi?

S.Ö. : Bu krizde en büyük yarayı gelişmiş ülkelerin bankaların bankacılık sistemleri aldı. O ülkelerde aşırı risk iştahları nedeni ile yara almış durumdalar. Belli bir mevduat yapısı olan, kendi likidetisini yaratabilmiş ülkelerde sorun yaşanmadı. Türkiye’de mevduatın krediye oranı 60-70 dir. Biz zamanında bunu iç borçlanma ile bir mevduat yarattığımız için sorun yaşamadık. Ancak, Kore, Litvanya, İzlanda gibi ülkeler bu yapılarındaki eksiklik nedeni ile yara aldılar.


E.D. : Türkiye krizin başından beri yeterli önlemleri aldı mı? Neleri doğru yaptık? Nerede yanlış yaptık?

S.Ö:  Yeterli önlemi almadık.  Hükümetin söylemiş olduğu teğet rakamına takılmamak gerek. Bir hükümet haklı olarak krizde piyasaları ve halkı sakinleştirmek için böyle açıklamalar yapabilir. Ancak bir önlem alınmış mıdır? Hayır. ÖTV, KDV indirimleri ile gelen stok eritme operasyonu en başında yapılmalıydı. Henüz uygulanamayan Kredi Garanti Fonu yıl başında uygulanmalıydı. Avrupa’nın en büyük fobisi hiperenflasyondur, Amerika’nın en büyük fobisi depresyondur, bizim de en büyük fobimiz döviz krizidir. Bu hükümette bunu görmediği için bunun kendi kendine geçeceği izlenimine kapıldı. Bankaların pozisyonu iyi olduğu için böyle bir sorun yaşanmadı. Bazı önlemler geldi , geç geldi ancak buna da şükür. Bir çok önlem geçici olarak geldi. Yaklaşım çok yanlış değil, ancak somut yapılanlar çok yetersizdi. Yine de çok haksızlık yapılmamalı. Merkez Bankası çok hızlı faiz indirimi yapmıştır. Bu olmasaydı bu faizin ödenemeyeceği korkusu yaşanarak döviz çok yüksek rakamlara gelebilirdi. Diğer bir konu da Türkiye’nin imkanları belli. Biz hala kamu finansmanı sorunu olan, risk primi yüksek bir ülkeyiz.

E.D. : Son günlerde sıkça konuşulan bir konu da komşu ülkelerle kendi para birimimiz ile ticaret yapmak. Yıllar önce Rusya ile gündeme gelmişti. Bugün de İran ile. Bu konuda artılar ve eksiler nelerdir? Konvertiblitesi olmayan para birimleri ve piyasaları oldukça dalgalı komşu ülkelerle bu gerçekleştirileblir mi?

S.Ö. : Amerika dünyada bir çok piyasayı dolar bazında yönetiyor. Bütün sistemler, muhasebeleri dolar bazında ayarlanmış. Amerika 14 trilyon dolarlık bir ekonomi olduğu için hâla en büyük ekonomi. Normal koşullarda ticaret rezerv para birimleri ile yapılır.Yani dünyada genel-kabul gören para birimleri ile yapılır. Genel kabul gören para birimleri ile bunu yapmazsan birileri bu riski alır ve eninde sonunda bu riskin bedelini birileri öder. Diyelimki Rusya’nın aldığı malları ruble almasını kabul ettik. Firma aldığı bu rubleleri ne yapacak? Bankalara getirecek. Bankalarda bunu merkez bankasına getirecek. Merkez Bankası’nın da bunun riskini alıyor alması gerek. Pratik olarak da bu kolay bir şey değil. Şu an ufak çaplı işlemler yapılıyor. Ancak büyük çaplı işlemler yapmak şu an çok zor.

E.D.: Teşekkürler.



busy
 

Yazarlarımız yeni bir makale yayınladığında e-posta ile haberdar ol :


Sık Kullanılanlarınıza Ekleyin
Bu sayfayı Sık Kullanılanlarınıza Ekleyin
 40 okuyucu ve 1 kayıtlı okuyucu çevrimiçi

English French German Italian Swedish