Türk sinemasında güzel şeyler oluyor. Gösterime giren her filmin ciddi bir seyirci kitlesini sinema salonlarına taşıyor. Evet! Türk sineması bitti dendiği bir süreçten bu günlere gelmek çok sevindirici, umut verici doğrusu.
Film gösterime girdi. İzleyenler genelde olumlu buldu. Demek ki, film güzeldi.
Bende, film başlamadan önce güzel bir şeyler izleyeceğim kanısındaydım. Sinema perdesine odaklandım. Film başladı. Daha ilk dakikalarda o beklediğim film olmadığı izlenimi oluşmaya başladı. Hani, filme dalar gidersin ya, kendini içinde hissedersin ya, işte öyle olmadı. Dizilerdeki; ben rol yapıyorum, bak aslında ben böyle değilim, başkasının yaşadığı bir olayı canlandırıyorum duygusu gibi bir his uyandırdı. Oysa, sinema, insanları derinden etkileyen, izleyiciyi içine alan bir sanattır.
Türk sinemasındaki başarılı çalışmalar, sinema sektörüne kaliteyi getirirken; hak etmediği halde, gişe rekorları kıran kalitesiz çalışmaların da olduğu bir gerçek.
Ülkede birkaç isim gişe rekorlarını reklamla kırıyor, demeden edemeyeceğim. Bunlardan birisi Cem YILMAZ; diğeri de, Yılmaz ERDOĞAN. O kadar abartılı reklam yapılıyor ki, izleyici, “kötü bir film izledim” diyemiyor. Filmi beraber izlediğim arkadaşlara, “beğenmedim” dediğimde suç işlemişim gibi bakmaları, bunun en güzel bir göstergesiydi. Konu, işleniş, rol dağılımı; izleyicinin kendisini filmin içinde bulması yani “filme kaptırması” gibi kriterleri hesaba kattığında, çok güzel olmuş diyemeyeceğim.
Böyle düşünmemde; oyuncuların yüzlerinin aşina olması, her türde rolleri oynamaları, yılmaz ERDOĞAN’IN tanınmış bir güldürü sanatçısı olmasının da büyük etkisinin olduğunu söyleyebilirim. Tabii ki, oyuncuların bunda sucu ne? denilebilir.
“Hayatın içinden güzel bir kesit izliyorum” deyip, “yerine göre gülüp, yerine göre hüzünlenen bir psikoloji içine giremiyor insan. Bu oyuncular, sıradan oyuncular olmaktan çıkıp, birer başrol oyuncusu tiplemeleri haline gelmiş. Örneğin, Eser’in oynadığı rolle, Eser’i ne kadar örtüştürebilirsin? yine Yılmaz ERDOĞAN’IN eşi rolündeki oyuncu; her Pazar, bize komik kadın rolleri oynamakla özdeşleşmişken, Yılmaz ERDOĞAN’IN karısı rolünde nasıl inandırıcı gelir. Ersin, yine kendini oynamış, kıza tecavüz eden adam tiplemesi yok, “çok güzel hareketler bunlar” tiyatro sahnesinden bir klasik Ersin görüntüsü sanki.
Erol TAŞ, yıllardır kötü rollerde oynamış, kötü karakter tiplemesi; onun iyi karakter rollerinde oynaması izleyiciyi motive edemez. İzleyici onu, kafasında görmek istediği rolde görmek ister. Ciddi roller düşünüldüğünde, Levent KIRCA ne kadar örtüşür. Ya Kadir İNANIR’IN cellat rolünde olması, filmi ne kadar kaliteli kılar?
Neşeli Hayat’ın son sahneleri; gerçek hayattan çok, bir masal diyarından alınan bir kesitten başka bir şey değil. Filmin bitişi hayal kırıklığı yaratıyor.
Pazarlama işlerine değinilmiş. Film için İyi bir başlangıç ama ilerleyen sahnelerde bununla ilgili bir mesaj yok.
Film, ilk sahnelerdeki konunun dışında farklı bir yol alıyor. Pazarlama, dolandırılma konusu etrafında şekillenen film, “kendinle barışık olmalısın” mesajıyla bitiyor.
Vizontele ile başlayan, organize işlerle devam eden Yılmaz ERDOĞAN filmleri, Neşeli Hayatla seyircinin karşısındaydı. Gişe sıkıntısı çekmeyeceği kesindi. Çünkü Yılmaz ERDOĞAN, ülkede ciddi bir güçtü.
Sanatın kalitesi; yapımcının, yönetmenin ekonomik gücüyle ölçülemez. Bu tarz filmleri seyirci izler ve unutur.
Gerçek sanat eserleri hayatta kalır, sinemanın klasikleri haline gelir. Yılmaz Güney’in “YOL” filmi gibi.
Toplum gerçekleriyle örtüşmeyen, hayatın içinden kesitler sunmayan sanat, sanat olamaz. Sanatçı, toplumsal gerçekçilik temelinde hareket etmezse kaliteli eserlere imza atamaz.

Türkçe tehlike altında. Artık uyanma vakti. Halkımızı bir arada tutan en önemli unsur yok ediliyor. Hem de bizler tarafından.
Dincilerin, din tüccarlarının yaşamları çıkar (menfaat) ilişkisi temelinde şekillenmiştir. Onları yönlendiren güdü, “ticaret bilinci...
Sayın(!) Başbakan yine ortalığa inciler saçmışlar ve demişlerdir ki:
Mayınlı arazi tartışmasından sonra bir süredir ortalık duruldu… Tarih 1 / 6 / 2009, Bildiğiniz gibi Dışişleri Bakanı Sayın, Ahmet Davut...
Gazete ve televizyonlar, nadiren rastlanan bu görüntüleri yuvarlak içine alarak on’larca kez gösterir, zumlar, “Yeşil-Kırmızı-sarı r...
Hareketleriyle, konuşmasıyla "maganda" olduğunu kanıtlayan bir kooperatif başkanı ,içki sofrasında etrafına topladığı dört-beş arkadaş...
Diyarbakır'da İstinaf Mahkemesi İnşaatı(!) Lütfen dikkatle okuyun !
“Türkiye maalesef deve kuşu gibi kafasını kuma sokmuş bir Türk burjuvazisi ve medyasıyla, bilgi ve görgüsü eksik dünyada ne olup bitti...
Dünya nüfusu son 50 yılda 2 katından fazla arttı. Bu artışın devamı halinde küresel ısınma ve krizleri önlemek mümkün değil. ...
Televizyonda bir dizi var. Adı; Aşk-ı Memnu… Türkçesi Yasak Aşk… Halit Ziya Uşaklıgil’in eserinden uyarlanmış… Az önce kanallar ara...
Herkesin bildiği üzere, ülkemizde devletin en önemli kurumları arasında ceyeran etmekte olan çok yıkıcı ve sarsıcı bir iktidar mücadelesi...
İşin aslını konuşmakta fayda var. Mevcut meclis anayasa referandumunu niye yapıyor? Çünkü mecliste halkı temsil ettiği iddiasındaki tüm s...
Günlük yaşamda; bazen sıradan bazen de özgün davranışlar kabul görür. Her iki davranışta koşullara göre önem kazanır ve yapıldığı ...
Fetullah Gülen cemaati ve benzer Ortaçağ kalıntısı oluşumların günümüzde artık gözlerden saklanamaz derecede etkinlik kazanmalarında, bu...
2007'de yaşanmış bir olayı gündeme getirmek neden? Yine bir askere vurma çabası mı, yoksa yapılacak yeni siyasi manipülasyonlar öncesi gün...
Güce sahip olan insanlar güçlerini sizin devamlı olarak aldatıldığınızdan ve yönlendirildiğinizden emin olmak için kullanıyorlar.
Yüksek Seçim Kurulu (YSK), nüfus idarelerinden alınacak, seçmen vatandaşın Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarasını da taşıyan mühürlü ve ... 
