Dengeli.com

06
09
2010
Yazarlarımız Harun GÖKYİĞİT Abd, Guantanamo ve Terörle Mücadele
 

Abd, Guantanamo ve Terörle Mücadele

ABD, bugün için birçok insan tarafından dünyanın süper gücü olarak algılanan bir ülke olarak yeryüzünde yaptığı her icraatı geniş yankılar uyandıran bir ülke.

ABD, geride bıraktığımız 20.yüzyılda ve özellikle Soğuk Savaş döneminde özgür dünya diye adlandırılan karşıt kutuptaki dünyanın Doğu Bloğu karşısında önemli bir kalesi olmuş, ideolojisinin temeline liberalizm, demokrasi, birey hakları ve özgürlüklerini koymuş ve bu alanlarda ilerlemek isteyen toplum önderlerinin de elini güçlendirmiştir.

Elbette ABD, bu ilkelerinden bazı dönemlerde tavizlerde vermiştir, ancak bu tavizlerin hiçbiri 11 Eylül saldırıları sonrasında yaşanan süreçteki ölçütte olmamıştır.

Bugün gelinen noktada ABD, 11 Eylül sonrası terörle mücadele konusunda stratejiler üreten ve bu konuda dünyadaki birçok ülkeye örnek teşkil eden bir konuma gelmiştir. Buna bir anlamda terörle ve terörizmle mücadelede ‘ ABD Modeli ’ de denile bilinir.

ABD modelinin arka planı ve bu modeli ortaya çıkaran birçok neden vardır. Bunların analizleri uzun yazılar konusudur.

Değerli okurlar; bu yazımda sizlere ABD’nin Guantanamo’da tutuklu olarak bulundurduğu terör şüphelilerini nasıl anladığını, nasıl sorguladığını, Guantanamo’nun ABD’nin küresel terörle mücadele vizyonu içersindeki yerini ve ABD terörle mücadele modeli konusunda bazı ortaya çıkan ip uçlarını değerlendireceğim.

Değerli okurlar; ABD 11 Eylül saldırıları sonrasında El-Kaide’nin üstlendiği Afganistan’a savaş açmış ve burada terörle irtibatlı olduğunu düşündüğü zanlıları Guantanamo üssüne taşımıştı. Bu zanlılar savaş esiri değil, sadece yasadışı muharipler olarak adlandırılmıştı.

Böylelikle esirler ne uluslararası hukuka dayalı sözleşmelerden nede ABD’nin iç hukukundan yararlanabilmişlerdir. Bu tanımlamanın mimarı olan Amerikalı yeni muhafazakarlar, ABD’nin bir savaşta olduğunu ve bu savaşın teröristlere karşı gerçekleştirildiğini, dolayısıyla Başkan G. W. Bush’un başkomutan yetkilileriyle donatılması gerektiğini ifade etmişlerdir.

Bu arka plan yaklaşımı Başkan tarafından da benimsenmiş ve G. W. Bush olağanüstü yetkilerle donatılmıştır.

Amerikan Hukuk Dairesi Başkanı Bybee tarafından hazırlanan bir andıç’ta Başkan’ın yetkileri ve tasarrufu şu şekilde ifade edilmektedir: ‘ ABD Başkanı savaş hali dikkate alındığında Amerikan Birleşik Devletler halkının selameti ve güvenliği için yetkilerini en geniş sınırlarında kullanmalıdır. Hatta savaşın niteliği göz önüne alınarak Başkanın zor kullanma dahi vereceği emirlerin Anayasaya aykırılığı iddia konusu yapılmamalıdır.

Guantanamo Üssü’ne geldikleri ilk günden itibaren dünya kamuoyunun ilgisini çekmeye başlayan zanlılar, ilk başta vahşi acımasız teröristler, ikiz kulelere saldırıların sorumluları olarak anıldılar ve giydirildikleri turuncu renkli elbiseleriyle belleklere yerleştiler.

Ancak dünya kamuoyu zamanla bu imajın hızla değiştiğine şahit oldu. Küresel terörle mücadelede askeri üstünlüğünün yanında elinde bulundurmaya çalışan ABD Yönetimi Guantanamo’nun ilerleyen günlerde kendi yumuşak karnı olabileceğini baştan görememişti.

Amerikalı yetkililer, bu üstte yaşananları gizlemek konusunda önemli çabalar sarf etmesinin yanı sıra buranın terörle mücadelede ne kadar önemli bir veri merkezi olduğuna tüm dünya kamuoyunu inandırma çabasını hep sürdürdüler.

Guantanamo Üssündeki kampta en üst düzey sorumlusu olan General Miller ‘ Amerikan Birleşik Devletler Halkı için çok değerli bilgiler elde ediyoruz. Bunlar son derece önemli istihbaratlardır. Çok yüksek kararlılık ve netliğe sahip son derece dikkatli bir süreç işliyor. Sadece kendi ailelerimizi değil, sizin ailelerinizi de kurtarmak ve korumak için savaştığımızı düşünüyoruz. Guantanamo’yu terörle mücadelede bir muharebe laboratuarı olarak görüyorum. ’ diyordu.

Değerli okurlar; bu yaklaşım tarzı üç ana temel üzerine oturmaktadır. Bunlar ABD’nin çok önemli teröristleri ele geçirdiği, bunlardan elde edilen istihbarat bilgileri ile sadece Amerikalıların değil, tüm dünya insanlarının güvenliğinin sağlandığı ve üçüncü olarak da Guantanamo’nun terörle mücadelede laboratuar özelliğine sahip olmasıdır.

Ancak Guantanamo üzerine kapsamlı bir çalışma yapan araştırmacı gazeteci-yazar David Rose ise buraya getirilen zanlıların neredeyse hepsinin Afgan köylüleri olduğunu, içlerinden hiçbirinin değerli bilgilere sahip üst düzey terörist olmadığını iddia etmiştir.

Guantanamo’da esir tutulan zanlılara insanlık dışı yapılan muameleleri ilk kez dünya kamuoyunun gündemine taşıyan David Rose’in açıklamalarına göre; tutukluların vücut bütünlüğüne, sağlığına, psikolojisine zarar vermek, sanığın geleceğe yönelik umutlarını kırma, tuvalete çıkmalarını yasaklamak, günlerce uykusuz tutmak ve düzensiz uyku saatlerine zorlamak, sıcak günlerde klimayı sıcakta, soğuk günlerde klimayı soğukta tutmak, inanç ve değer sistemleri ile alay etmek, hakaret ve aşağılamak, köpek ve benzeri hayvanlara karşı korkularını kullanma, yüze ıslak havlu kapatmak suretiyle boğulma hisse yaşatmak, aşırı güç kullanmak ve cinselliği kullanmak gibi birçok uygulamayı içermektedir.

Guantanamo’daki bu uygulamalar dünya medyasında sıklıkla yer almaya başlamasından sonra Amerikan vatandaşlarına dahi biz toplum olarak işkenceci miyiz? Sorusunu sordurtmuştur.

G. W. Bush yönetiminin teröre karşı savaş mottosu’nun Amerikan yasalarına ve Amerikanın imzaladığı uluslararası sözleşmelere ters düştüğünü ifade eden birçok Amerikalı özellikle 11 Eylül sonrası uygulamaların ve sorgulama tekniklerinin soruşturulması ve bu konuda Amerikan Senatosunda bağımsız bir komisyon kurulmasını önermişlerdir.

Amerikalı Senatör Kennedy, Başkan G. W. Bush ve destekçilerinin terörle mücadelede kullandıkları metodu ve sorgulamalarda kullanılan yöntemleri şiddetle eleştirmiş ve bu duruma Amerikan Birleşik Devletler Halkının ortak edilmemesi gereğinden hareketle G. W. Bush yönetimini açıkça suçlamıştır. Senatör Kenndy Amerikan senatosunda şu sözleri kullanmıştır: ‘ Başkomutan olarak G. W. Bush işkence ve kötü muamele hakkındaki ABD Kanunlarını dışlayan, sınırsız bir yetki kullanımına gitmiştir. Yönetim, Savunma Bakanlığı ve ilgili diğer devlet görevlilerinden çok önemli kişilerin ve avukatların hükümet uygulamalarını yasadışı bulan görüşlerini dikkate almamıştır. Yetkilerin küstahça kullanılması ulusal bir utanca yol açmıştır.

Guantanamo’daki kötü muameleler, gelecekte patlatılmak üzere olan bombaların bulunmasını sağlayacak olan çok önemli istihbarat verilerine ulaşılacağı ve 11 Eylül saldırılarının suç ortaklarına ulaşılacağı varsayımına dayandırılarak yapıldığı itiraf edilmiştir.

Sorgulamaların en fazla yoğunlaştığı ve kodu 063 olan zanlının 11 Eylül saldırılarında kayıp 20. kişi olduğuna inanılan Al Qahtani, aylarca süren ve her türlü sorgulama tekniğinin denenmesine rağmen mahkemeye çıkarılamamış, hakkında hiçbir suçlamada bulunulamamış, avukatla görüştürülememiş ve hala üstte gözaltında tutulmaktadır.

The Time dergisine kapak olacak kadar da üne ulaşan bu sorgulama hikayesi ABD’nin Guantanamo’daki zanlılardan hareketle 11 Eylül olaylarının derinlemesine analiz edecek delillerden ve diğer suç ortaklarına ulaşacak ip uçlarını elde etmekten uzak, yanlış kişilere yanlış tekniklerin uygulandığını göstermektedir.

Amerikan Anayasası Hukuk Uzmanı Eric Freedman; ‘ zanlılara uygulanan yöntemler ve teknikler insan onurunun ortadan kaldırılması değilse, kelimeler anlamını yitirmiş demektir ’ açıklamasını yapmıştır.

ABD G. W. Bush Yönetimi ve yetkilileri Guantanamo’daki uygulamaları savunmaya devam etmişler ve hatta burada bulunan zanlıların suçlu olduklarından hiç şüpheleri olmadığını ve bunların suçları ispat edilemese dahi tekrar savaşa dönmelerini engellemek için gözaltı sürelerinin belirsiz bir tarihe kadar devam etmesini savunmuşlardır.

Bu konuda Savunma Bakanı Donald Rumsfeld ‘ Guantanamo’da esirler serbest bırakılırsa, emin olur ki savaşa geri dönerler ve masum erkek, kadın, çocukları öldürmeye devam ederler, Amerikan Birleşik Devletler Halkı’nın geleceği ve güvenliği için, dünya barışı için, terörsüz ve insanların özgürce yaşadıkları bir dünya için bu esirlerin burada tutulması gerekiyor. Düşman savaşçılarını gözaltında tutmak başka bir amaca daha hizmet ediyor. Guantanamo’daki sorgulama görevlileri El-Kaide’nin yönetim yapısını, etkin üyelerini, para mekanizmalarını, muhabere yöntemlerini, üye eğitim ve üye seçme programlarını, ikmal hatlarını, destek alt yapılarını, Amerikan Birleşik Devletleri ve diğer dost ülkelere saldırı planlarını ortaya çıkarmış bulunuyor. ’ açıklamasında bulunmuştur.

Rumsfeld’in açıklamasının en trajik yönü, kampta bulunan bir esirin suçsuz olduğunun ispatlanması halinde bile mahkemeden tekrar kampa dönmesidir.

Kısaca olasılık üzerine mahkumiyet Amerika’nın siciline işlenmiş ve ABD’nin terörle mücadele stratejileri içersinde yer almıştır.

Gerek Guantanamo’dan sorumlu komutan ve gerekse ABD Savunma Bakanı, yasadışı muharipler olarak nitelenen terör zanlılarının gözaltında tutulmalarının terörle mücadeleye çok önemli katkılar sağladığı konusunda şüphe taşımamaktadırlar.

Ancak devam eden süreçte ABD’nin kampındaki insan hakkı ihlalleri daha fazla gündeme gelmeye başlamıştır.

Amerikalı yetkililer durumu yalanlamakla birlikte, zamanla kamptaki işkence uygulamalarının kendi tanımları ve sınırlamaları dışına çıkmadığı savından hareketle uygulamalarına dayanak aramışlardır.

ABD Adalet Bakanı Ashcroft’un işkenceyi tanımlama biçimi de bu bakış açısına ilave edildiğinde, Guantanamo’nun ABD’nin terörle mücadele stratejisindeki yerini ve vizyonunu ortaya koymaktadır.

Ashcroft ve yardımcısı Bybee’e göre işkence; ‘ tutuklulara yapılan uygulamalar ölüm, organ yetmezliği yada önemli bir vücut fonksiyonunun kalıcı yetmezliği seviyesine ulaşma halidir.

Bu durumda tutuklulara her türlü zor kullanma, tecrit, psikolojik baskı ve uygulama, can kaybı veya hayati organların kısmen değil ancak tamamen işlevini yitirmesiyle sınırlıdır. Bu tanım Cenevre Sözleşmesi ve ABD’nin her sene açıkladığı insan hakları raporundaki kriterlere tamamen göz ardı etmektedir.

Ashcroft bu uygulamanın özgürlüklerin savunulmasında barbarlara karşı en geçerli yöntem olduğunda iddialı ve ısrarlı bir devlet yöneticisi ve adaletin meşru olmayan yöntemlerle de sağlanabileceğine inanan bir bakan.

Değerli okurlar; ABD küresel terörle mücadelede en fazla Guantanamo’daki yaşananlarla anıldı. Bunu sonrasında Irak’taki Ebu Garip hapishanesindeki olaylar takip etti. Buralarda yaşanan olaylar dünyanın gündemine bir trajedi olarak yansıdı.

Gözaltı sürelerinin hiçbir hukuk kuralıyla açıklanmamasından tutunda, aşırı güç kullanımı ve sayısız insan hakları ihlalleri ABD’nin örnek ve model olma konusunu değiştirmiştir.

Soğuk Savaşın kazanılması dahi, demokrasi, liberalizm ve özgürlükler konusunda başrol oynayan ABD, küresel terörle mücadelede göstermiş olduğu performans ve tercih etmiş olduğu stratejilerle sınıfta kalmıştır.

Bu haliyle ABD, yıllık insan hakları raporunu bile yayınlamakta büyük sıkıntılar yaşamakta ve artık neredeyse ciddiye dahi alınmamaktadır.

Yine bu haliyle ABD, demokratik ülkelerden ziyade baskıcı rejimlerin meşruiyet savunmalarına dayanarak oluşturmaktadır ve bu baskıcı rejimlerin değirmenine meşruiyetlerini savunması için kendi eliyle su taşımaktadır.

Bakınız başta ABD olmak üzere birçok ülkeden istihbarat yetkilisi, sorgu uzmanı ve psikiyatrisiler kötü muamele altında zanlıların çok yanlış ve düzmece bilgiler verdikleri konusunda hemfikirler.

Zor kullanılarak alınan ifadelerin yanıltıcı olma riskinin çok yüksek olduğu ve bu ifadelerle doğru ve sağlıklı bir istihbarat analizi oluşturmak ve eldeki verilerle teröristle masumu ayırmanın zorluğu ve hatta imkansızlığı açıktır.

Ancak ABD’nin telaşlı tutumu, 11 Eylül sonrasında yaşadığı şok ve panik terörle mücadele yaklaşımlarında ve stratejilerinde duygusal ve hırçın olmasına yol açmıştır.

Bu süreç normalin ve olması gerekenin ABD tarihinde yaşama en sınırlı şekilde yansıdığı bir dönem olarak kayıtlara geçmiştir.

Araştırmacı gazeteci-yazar David Rose, ABD’nin Guantanamo üssünde gözaltında tuttuğu kişilerden aldığı bilgilerle aydınlatabildiği ve ABD’nin buradaki zanlılardan öğrendiği bilgilerle önlediği önemli bir saldırı olmadığını zira buradaki tutukluların hiçbirinin önemli bilgilere sahip El-Kaide üyesi olmadığını ve buradaki tutukluların hiçbirinin biri hariç oda istisna olmak üzere, suçluluğu kanıtlanmamış kişiler olduğunu açıklamıştır.

Tüm bunlara rağmen ABD yönetimi, Guantanamo’daki tutukluların masumiyetlerini ispatlamakla yükümlü olduklarını ve bunu ispatlarlarsa ancak o zaman serbest kalabileceklerini ve hatta masumiyetini ispatlayanların dahi savaşa geri dönme riski varsa Guantanamo’da tutulmaya devam edileceklerdir şeklinde karşı açıklama yapmıştır.

Guantanamo’nun ABD’ye maliyeti en çıplak şekliyle ifade eden ise bu üstte görevli olan Binbaşı Swift olmuştur.

Binbaşı Swift ABD açısından durumu şöyle özetlemiştir: ‘ Guantanamo sistemi dağılmaya başlasa bile, maliyeti çok yüksek oldu. Bizim farklı olmamız gerekiyordu. İyi bir oyunu sadece konuşmakla kalmaz, aynı zamanda oynardık. Bizim iyi adamlar olmamız gerekiyordu. Ama Guantanamo’da öyle değildik. Guantanamo bizi, tüm dünya üzerinde Amerika’yı taktik ve stratejik olarak zedeledi. Oradan bazı önemli istihbarat geldiyse de buna değmezdi. Diyelim ki 600 tutuklunun arasında gerçekten kötü adamlar vardı. Şimdi en büyük olasılık, bu insanların sonunda serbest bırakılacağı. Eğer bu durumu farklı şekilde ele alsaydık, böyle bir şey söz konusu olmazdı.

Değerli okurlar; Dünyadaki küreselleşmenin doruk noktasına ulaştığı bu yaşadığımız dönemde ABD ne yaparsa yapsın iyi yada kötü önemli bir etkiye sahip. Dünyada birçok ülke Amerika’nın olaylar karşısındaki tavrına göre kendi konumlarını belirlemektedir.

Bu bakımdan Amerika’nın küresel terörle mücadele stratejileri birçok ülke tarafından ya benimsenmekte yada yoğun bir eleştiriye maruz kalmaktadır.

11 Eylül 2001 sonrası süreçte yaşananlar Amerika’nın neleri nasıl yapmaya çalıştığını anlamak ve analiz etmekle yakından ilgilidir.

Bu süreçte özellikle Amerika’nın dünya üzerinde imajının bozulması ve Amerikan karşıtlığının artması gündeme gelmiştir.

Yapılan istatistikler Avrupa’dan, Asya’ya, Ortadoğu’dan Kafkas’lara kadar önemli bir coğrafyada Amerikan karşıtı düşüncelerin arttığını ve Amerikan politikalarına desteğin azaldığını göstermektedir.

Bu gelişmenin birçok nedeni olmakla birlikte Amerikan karşıtlığının artmasında en etkin faktörlerin başında, ABD’nin terörle mücadele stratejilerinin ve uygulamalarının geldiği tartışmasız bir gerçektir.

Guantanamo, ABD’nin sadece terörle mücadele çabalarına önemli bir darbe vurmakla kalmamış, aynı zamanda tarihi boyunca elde ettiği çok önemli kazanımlarını da önemli ve büyük bir ölçüde geriye doğru götürmüştür.

Bugün dünyada özgürlükler ülkesi dendiğinde birçok kişinin parmağı artık Washington’u ve ABD’yi göstermeyecek ve yönelmeyecektir.

Terör ve terörizmle mücadelenin sınırları çizilirken insan hakları ve hukuk kavramları artık daha çabuk rafa kaldırılabilecektir.

Zira dünyanın tek süper gücü olma iddiasıyla ortaya çıkan ve bir zamanlar demokrasi savunucusunun kalesi olduğu iddiasındaki ABD, bu gibi kavramları bir çırpıda kapı dışarı edebilmiştir. Ve demek ki bu tür sorunlarla karşılaşıldığında yöntem bu olmalıdır, sesi ve anlayışı tüm dünyada yankılanmıştır.

Değerli okurlar; terörle mücadelede hedef küçültme, düşman yaratmama, ittifaklar oluşturmak ve gayri memnunların sayısını azaltmak birinci strateji olmalıdır.

Bunu başarmakta doğru istihbarat teknikleriyle ve doğru hedeflere ulaşmakla mümkündür. Terörle mücadelede gerçek teröristle masumları ayırmak devletlerin görevidir.

Bu görev yerine getirilirken hata payı minimum olmalı ve özellikle bilinçli bir şekilde hata yapılmamalıdır. Tercihli ve bilinçli yapılan hatanın telafisi çok zor ve hatta bazen de olanaksızdır.

Özellikle ön yargılardan arınmış, bilgi ve analize dayalı istihbarat toplama ve sorgulama terörle mücadelede vazgeçilmezdir.

Terör olayları karşısında toplumda panik, nefret, öfke ve aklın askıya alınması gibi işler elbette söz konusu olabilir, bu son derece makul ve doğal olandır.

Ancak bu mücadelede profesyonelce görev yapanların sakin, soğukkanlı, rasyonel bilgiler ışığında inisiyatif üreten kişiler olması gereklidir. Bunun tersi gelişmeler, teröristlerin elini güçlendirmekten ve terör örgütlerine propaganda malzemesi vermekten başka hiçbir işe yaramaz.

Terörle mücadelede demokratik yönetimler teröristlerin taktiğiyle yarışamaz ve onlarla benzeşen uygulamalar da bulunamazlar. Çünkü devleti meşru ve güçlü kılan onun sorumlu davranışı, hukuk kurallarıyla sınırlandırılması, hesap verebilmesi ve insan haklarına uymasıdır. Teröristti terörist yapan ise hiçbir kuralı tanımaz olmasıdır.

Değerli okurlar; ABD’nin terörle mücadele stratejilerinde dünyaya sunduğu reçete ve göstermiş olduğu yol son derece trajiktir. Artık aşırı güç kullanmanın sıradan ve hatta gerekli bir hal olarak, sorgulamada veya istihbarat elde etmede kullanılması normalleştiğine göre, bu yöntemlerle elde edilen bilgilerin meşru ve doğru olup olmadığı tartışmalarıyla zaman harcamaya gerek yoktur.

Ancak bu yol çıkmaz bir sokaktır. Kısacası vahşette hiçbir hukuk devleti teröristlerle yarışamaz. Teröristlerle yarışmanın tek yolu güvenlik ve demokrasi arasındaki dengenin bilgiyle, analizle ve soğukkanlılıkla kurulmasıdır.

Bu başarının temelinde ise, adına mücadele ettiğimiz insanlığın ve diğer dünya toplumlarının beyinlerini ve kalplerini kazanmak, önce insanların beyinlerini ve kalplerini elde etmek vardır.

Bu konuda beyin ve kalp bir bütündür, sadece insanların beynini elde etmek tek başına yetmez, yada sadece insanların kalbini elde etmekte tek başına yetmez. İnsanların hem beynini hemde kalbini elde etmek, hem beynine hemde kalbine girmek gerekir.

Zira teröristle ve terörizmle mücadele bir alan kazanma yarışıdır ve bu alanın merkezinde ise toplumlar yani insanlar ve onların itibar ettiği değerler sistemi oturmaktadır. Burada üzücü olan ise ABD artık bu değerler sisteminden de taviz verme yarışına girmiş olmasıdır.

ABD yeni Başkanı B. Obama göreve gelir gelmez ilk imzası Guantamano üssünün kapatılmasına yönelik olmuştu.

Evet Guantamano üssü artık kapanıyor çünkü Guantamano üssü artık deşifre olduğu için kapanıyor.

Dünyanın bir başka bölgesinde bir başka yerde şimdilik bilinmeyen yani deşifre edilmemiş bir başka Guantamano üssü kuruluyor. Yeni başkan B. Obama bu yeni üssün kurulması için çoktan imzasını attı bile.

sağlıcakla kalın.

Not ve Açıklama:

Değerli okurlar; sizlerden özellikle son 10 gündür yoğun bir şekilde ‘ Türkiye’de iç siyaset ve toplumsal birtakım bazı iğrenç olaylar hakkında neden yazılar yazmıyorsun? Gündemdeki birtakım yaşanan olaylar hakkında neden yazı yazmıyorsun? AKP Hükümetinin uygulamış olduğu politikaları neden eskisi gibi daha fazla eleştirmiyorsun? Ekonomik gelişmeler üzerine neden yazılar yazmıyorsun? Neden şehirlerdeki alt yapı eksikliklerini ve belediyeleri eleştirmiyorsun? Dış politika fazla ilgimizi çekmiyor iç politikada olanlar daha fazla ilgimizi çekiyor, iç politika ile ilgili yeniden eskisi gibi sert yazılar yazmanı istiyoruz, halkın muhalefetteki sesi olmanı istiyoruz. ’ şeklinde elektronik postalar alıyorum.

Değerli okurlar; öncelikle daha önceki bir-iki yazımda ifade ettiğim gibi ben kendi gündemimi kendim belirlerim. Hangi konuda yazı yazmam gerektiğine ben kendim karar veririm. Ne kadar çok yada ne kadar az okunup okunmamakta benim zerre kadar umurumda da değildir.

Ne kadar çok yada ne kadar az insana ulaşıp ulaşmamakta benim için çok önemli değildir. Hatta çok ama yazdığım hiçbir yazıyı ve düşüncelerimi anlayamayan yada yanlış algılayan insanların olmasından çok, az ama öz benim yazdıklarımı anlayan ve doğru algılayan ve benimle aynı paralellikte düşünen daha az insan olmasını tercih ederim.

Kendim gibi duruşu net ve tavrını çekinmeden belli eden insanlarını daha çok severim. Ortada muallakta kalıp hele hele çift taraflı oynayan ve gelen her siyasi iktidara it gibi kuyruk sallayan, kendi kişisel menfaati ve çıkarı zarar görmesin diye iktidar yalakası olmuş insanlardan ise hiç hoşlanmam ve böyle insanlarla da görüşmem, konuşmam.

Düşüncesini net bir şekilde açıklamayan ve tavrını net bir şekilde ortaya koymayan insanlar benim gözümde ciğeri beş para etmez insanlardır.

Kendim gibi siyasette de deli dolu insanları severim. Öyle etliye, sütlüye, suya sabuna dokunmayan konuların etrafından dolanarak geçip tavrını netleştirmeyen ve belli etmeyen insanlardan hoşlanmam.

Benim düşüncelerim ve yazdıklarım berraktır ve son derece açıktır çünkü duruşum ve tavrım nettir ve bellidir.

Zaten yazılı basında ve çeşitli internet sitelerinde gündemle ilgili yazılar yazan birçok insan var. Herkes istediğini yazıp çizmekte serbesttir.

Bende bu hakkımı kullanıyorum, çoğunluğun konuştuğu konuları yazmak zorunda değilim. İnsanların ilgi ve merak duyguyu konular hakkında da yazmak zorunda değilim.

Zamanı geldiğinde zaten iç politika hakkında da daha öncesinden olduğu gibi elbette yazacağım, ben zaten bir iktisatçı ve bir ekonomisttim elbette daha önce olduğu gibi ekonomi ile ilgili yazılar da yazacağım ama şu anda içimden geçen yazmak istediğim konular bunlardır.

AKP iktidarını zaten 7 yıldır eleştiriyorum, geçmişte yazdıklarımı okursanız zaten AKP’yi nasıl yerden yere vurduğumu da görürsünüz.

Gündemdeki toplumsal olaylar hakkındaki konulara gelince mesela şarkıcı Deniz Seki’nin kokain kullandığını ve evine yapılan bir operasyonda kokain kullanımında kullanılan malzemelerin bulunduğunu bu olay hakkında ne düşünüyorsunuz? Sorularını sıkça soruyorsunuz.

Daha önce belirtmiştim ben magazin ve müzik ile ilgili konuları takip etmiyorum. Magazin ile ilgili son derece cahil cühela olan bir insanım, bahsettiğiniz şarkıcı Deniz Seki’yi de tanımıyorum ilk defa adını sizden duydum.

Gazetelerde, televizyon kanallarında, radyo istasyonlarında yada net haber sitelerinde magazin haberlerini okumuyorum, dinlemiyorum ve seyretmiyorum.

Bu size garip gelecek belki ama neye ilgi duyuyorsam sadece o konulara ilişkin haberleri takip ediyorum, okuyorum, dinliyorum ve seyrediyorum.

Bazı konular hayatımda hiç yer işgal etmiyor magazin de bunlardan biri. Allah herkese bir akıl vermiş ve bu aklı verirken de insana aklını işletmesini emretmiş.

Bir insan kötü arkadaşlar edinirse, kötü arkadaşlarla arkadaşlığını sürdürürse başına her türlü bela gelir. Ben kendi hayatımda ailemden gelen bir takım ailesel diyebileceğim değişmez ve hiç kimsenin gücünün de değiştiremeyeceği kurallar ve aile kanunları çerçevesinde ve sınırları içersinde hayatını yaşayan bir insanım. Argo tabirle de siktin sene bu kuralların ve sınırların dışarısına çıkmam.

Olumsuz bir davranışını gördüğüm herhangibi bir kişiyle yada arkadaşımla ilişkimi cart diye derhal keserim. Benim çevremde uyuşturucu kullanan, hırsız olan, namussuz olan, üçkağıtçı olan, yasa dışı işler yapan kimse yok. Aile yaşantısı düzgün olmayan, aile bağları zayıf olan, gece hayatına çok düşkün olan, kumar alışkanlığı olan, alkol ve uyuşturucu bağımlılığı olan insanlarla kesinlikle arkadaşlık filan kurmam dolayısıyla bazı yaşam tarzları yada hayata dair bir takım davranışlar, özentiler benim çok uzağımda olan şeylerdir.

Kimi insanlar der ki; hayatın insana ne getireceği belli olmaz. Hayır bence aslında hayatın insana ne getireceği bellidir. İnsan nasıl yaşıyorsa hayat o yaşantısına göre karşısına bir şeyi yada bir şeyleri getirir. Doğru ve düzgün yaşayan bir insanın aslında ne zaman ve nasıl öleceği bile bellidir. Biz insanlar sadece daha önceden kaydedilmiş olan bir hayatı yaşıyoruz. Hayatı kendi bildiğimiz şekilde yaşıyoruz ama bizi kontrol eden ilahi bir güç var. O ilahi güç bize nasıl yaşamamız gerektiğini, neler yapmamız gerektiğini gösteriyor bizde farkında bile olmadan sanki bir şeyi kendimiz yapmışız yada yapıyormuşuz gibi yaşıyoruz.

Benim mesela çok para kazanmak gibi bir ihtirasım yok, kariyer yapmak yada daha da kariyerimi geliştirmek bir ihtirasım yok, hayatta aman şuyum olsun buyum olsun gibi maddesel bir takım ihtiraslarım yok.

Sevmediğim insanlarla bir arada olup mecburiyetten dolayı, yada yaşam şartlarından dolayı sevmediğim insanlara tahammül etme gibi bir durumun yok yani sevmediğim insanlarla hayatı paylaşmak gibi bir zorunluluğum yok. ( Birçok insandan bu konuda şanslı olduğum düşünülebilir çünkü birçok insanın hayat şartlarından dolayı sevmediği insanları mecburiyetten dolayı yaşamının içersinde olduğunu biliyorum ve bunun farkındayım ancak başka özel konularda da benim hayata dair şansız hatta harcanmış olan yönler ve konular vardır, benim bir yönümle çok şanslı bir insan olduğumu düşünürken sizin hiç bilmediğiniz başka çok özel konularda tam aksine şansız hatta biraz dramatik olan, hüzün yaratabilecek olan şansız olan birisi olduğumu da madalyonun diğer bir yüzü olarak düşünmenizi isterim. )

Benim hayatımda sadece sevdiğim insanlar var ve ben sadece sevdiğim insanlarla birlikte vakit geçiriyorum, hayatı paylaşıyorum. Aman yeni insanlarla tanışayım, yeni arkadaşlar edineyim, yeni dostluklar kurayım gibi bir isteğim yada hevesimde yok. Mevcut arkadaşlarım bana yeter düşüncesindeyim.

Hayatı belli sınırlar içersinde yaşayan bir insanım ve bu halimden de gayet memnunum. Beni öldürseniz bunun dışına da hiç çıkmam. Gün içersinde hangi saatte tıraşımı olacağım, hangi saatte banyomu yapacağım, dışarı da isem nereye gideceğim, nerelerde vakit geçireceğim, hangi lokantalarda yemek yiyeceğim, nerelerden alış verişimi yapacağım, hangi ürünleri kullanacağım, hangi ürünleri kullanmayacağım, nerelerden alış veriş yapmayacağım, hangi şirketin yada hangi işadamının sahibi olmuş olduğu şirketlerinin ürünlerini kullanmayacağım, hangi saatte evimde olacağım, hangi saatte hangi programları seyredeceğim hepsi bellidir.

Mesela bakınız bunu da büyük işadamı, bizlerin duayenimiz iş ve çalışma hayatının disiplinine ilişkin çok şeyler öğrendiğim merhum Vehbi Koç’tan öğrendiğim bir konulardan biride rahmetli cüzdanında küçük bir kart taşıyor kartın bir yüzü Türkçe diğer yüzü İngilizce olarak bütün hayatı boyunca geçirmiş olduğu hastalıklar, kullanmış olduğu ve kullandığı ilaçlar, kan grubu vs. yazılıdır. Bunu bana merhum Vehbi Koç, olur da dışarıda bir kaza geçirirsem, başıma bir şey gelirse, kendimde değilsem, hastaneye kaldırıldığım zaman cüzdanımda bulunsun ve doktorların haberi olsun, ona göre bana müdahale de bulunsunlar diye bulunduruyorum demişti.

Bunu da yıllar önce ehliyet sınavına girmeden önce Belgrad ormanında araba kullanmayı ilk öğrenmeye başladığım dönemlerde karşıma ilk yaya olarak çıkan insan merhum Vehbi Koç olmuştu.

Bende bu heyecanla gençlik işte, Vehbi beye günaydın iyi yürüyüşler demek için bir yandan arabanın camını açarken diğer yandan direksiyonu tutarken acemilikten yanlışlıkla Vehbi bey’in üzerine arabayı sürüyordum yanımda oturan abim müdahale etti direksiyona böylece Vehbi bey’e çarpmaktan kurtulmuştum. Bu vesile ile arabayı sonra durdurup ayak üstü ilk muhabbetimizi ve merhumla ilk tanışıklığımız bu şekilde olmuştu.

Mesela bir başka küçük bir anım daha var Vehbi bey ile ilgili. Birgün yaz zamanı Uludağ’da kuzenimle beraber sabah yürüyüşü yaparken Vehbi bey ile karşılaşmıştık oda yürüyüşünü tamamlamış oteline dönüyordu. Bize Selaymün aleyküm çocuklar demişti, bizde Vehbi beye karşılık olarak Günaydın, iyi günler diye cevap vermiştik. Sonra otele döndüğümüzde Vehbi bey babama otelin dinlenme lobisinde bizimle ilgili bir fırça atmış, ben sizin çocuklara selaymün aleyküm çocuklar dedim bana zamane çocukları gibi günaydın, iyi günler diye cevap verdiler. Yav bu çocuklara öğretmediniz mi birisi selaymün aleyküm derse aleyküm selam diye karşılık verilir diye, bunu bu çocuklara öğretin, bir daha böyle yapmasınlar diye babama bizi şikayet etmişti.

Bunlar benim için hoş ve öğreti dolu, benim hayat yolunda şekillenmemde rol oynayan anılar tabii.

Bugün sevgili babam ve benim rahmetli adaşım olan dedem de bana hep şu nasihatte bulunmuştur: Oğlum her zaman eşeğini sağlam kazığı bağla sonra ne yapacaksan yap.

Yani babam gibi, dedem gibi merhum Vehbi Koç’ta hayatı tedbirini alarak yaşayan insanlardı.

Bende nacizhane kendime göre tedbirimi alarak hayatımı yaşıyorum. Hayatımı bozabilecek, yada bozacak insanlardan uzak duruyorum, onun içinde öyle kolay kolay herkesle arkadaşlık kurmuyorum.

Rahmetli Vehbi Koç’un bu nasihatine aynen bende uygulamaktayım. Benimde mesela cüzdanımda küçük bir kartta bütün hayatım boyunca kullanmış olduğum ilaçlar, geçirmiş olduğum ameliyatlar, kullandığım ilaçlar, geçirmiş olmuş olduğum hastalıklar, sahip olmuş olduğum hastalıklar hepsi küçük bir kartta Dikkat Önemlidir kırmızı başlığı ile hem Türkçe hemde İngilizce olarak yazılıdır.

Hayatı nasıl yaşarsanız hayat size onu getirir. Yaşamadığınız bir şeyi hayat sizin karşınıza çıkarmaz. Hayat yaşayacağınız yada yaşayabileceğiniz şeyleri karşınıza çıkarır.

Bazı insanlar sıkılır mesele hayatı belli bir mod da yaşamayı. Ben hiç sıkılmam mesela, kurduğum düzenimi hiç değiştirmem. Ölene kadar aynı düzende hayatımı yaşarım.

Bir şeyden memnunsam, bir şeyden mutluysam hiç macera aramaya kalkışmam. Bir şeyin arayışına girmem için o bir şeyden memnun olmamam lazım ki değiştireyim. En basitinden örneğin, eğer herhangibi bir materyalden, bir eşyadan memnunsam, o eşya işimi görüyorsa aman bunun yenisi çıkmış diye gidip yenisi almam. Bir eşyadan vazgeçmem için o eşyanın benim ihtiyaçlarımı karşılayamaması lazım ancak o zaman o eşyayı yenisiyle değiştiririm.

Onun için bana böyle Deniz Seki diye bir şarkıcı, yorumcu, söz yazarı neyse artık o, kokain kullanmış, evine operasyon yapılmış gibi bir haber beni enterese etmiyor, ne diyeyim Allah kurtarsın, Allah yardımcısı olsun, kendisine dikkat etseymiş, benim için bahsetmiş olduğunuz Deniz Seki ve erkek sevgilisi Hüsnü Şenlendirici geçtiğimiz günlerde yaşamını yitiren Azeri şair ve yazar Bahtiyar Vahapzade’den ve tiyatro sanatçısı Gazanfer Özcan’dan daha önemli insanlar değil.

Popcorn kültürüne yani patlamış mısır kültürüne oldukça uzak bir insanım. Benim sevdiğim yerli ve yabancı şarkılar, sanatçılar artık siyah beyaz filimler de ve taş plaklarda kaldı. 1991 yılından beri sinemaya bile gittiğim yok. Gitmemde.

Tiyatroya giderim ama sinemaya gitmem. Tiyatroya giderim ama herhangibi bir şarkıcının konserine filan gitmem. Hayatımda hiç canlı bir konsere gitmedim mesela. İstanbul’da her sene yapılır mesela Rumelihisarı konserleri diye bir kere dahi Rumelihisarı konserlerine gitmişliğim yoktur.

Sebebi var mı? Evet var ama o kadarı da bana özel, özel hayatımın bir parçası olarak kalsın.

Sizden gelen elektronik postalar üzerine sizlere karşı ayıp olmasın diye merak edip google arama motorunda Deniz Seki ve Hüsnü Şenlendirici’yi arattırdım. İlk kez tipini gördüğüm Deniz Seki meğer 90’lı yıllardan beri şarkı söyleyen bir pop starıymış Hüsnü Şenlendirici’de evli barklı bir klarnetçiymiş yani benim çocukluğumda bunlara çalgıcı derlerdi, vallahi bana göre Hüsnü Şenlendirici’nin tipine baktığımda çalgıcıdan çok sokak satıcısına benziyor, onun gibi tipler benim çocukluğumda eskiden Beyoğlu’nda ya kadın satarlardı yada uyuşturucu, Deniz Seki derseniz ben bir şeye benzetemedim şişkoca, koca ağızlı, koca gözlü, koca burunlu, koca göğüslü, koca popolu, horozmina balığı gibi kalın dudaklı, kocaman elleri olan kalın parmaklı, takma kirpikli ve gudubet gibi bir kadın işte.

Bakınız ben bu ülkede idam cezasının kaldırılmasına karşı olan bir insanım, ve idam cezasının yeniden yasalaşması gerektiğini savunan bir insanım, ben Avrupa ile ticaret ve teknoloji alış verişi yapılmasına evet diyen, Türkiye’nin kendi içine kapanmasını istemeyen, dış dünya ile her zaman irtibat halinde ilişki kurması gerektiğine inanan ama Avrupa Birliği üyeliğine karşı tavrı olan, Gümrük Birliği üyeliğine karşı olan ve dünyanın sadece Avrupa ülkelerinden ibaret olduğuna inanan bir insan değilim.

Çizgimin temelinde ve özünde bir anti emperyalist tavrı ve duruşu olan Kuvayi Milliyeci, Atatürkçü ve Türk milliyetçisi bir insanım. Çok kutuplu dünyada tek yönlü değil çok yönlü bir politika anlayışıyla hareket edilmesinden yana olan bir insanım.

Sağ ve sol siyaset gibi bir takım suni siyasi ayrışmalar üzerinde herhangibi bir önyargım, takıntım ve saplantım da yoktur. Türk oğlu Türk’üm. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım ve elhamdülillah Müslüman’ım. Bunlarla da gurur duyuyorum.

Benim için Türk tarihi sadece Osmanlı tarihinden ibarette değildir. Kendi ailemdeki soy ağacım bile bellidir, vücudumdaki iliklerime ve alyuvarlarıma varana kadar Kafkasyalıyım. Ve elbetteki ailemdeki soy ağacımdaki merhum adaşım, kandaşım ve gendaşım olan dedem ve dedemden sonraki gelen kuşaklardan itibaren de Karadenizliyim. Ve İstanbul’da doğup büyüdüğüm içinde aynı zamanda İstanbulluyum.

Hepimiz bu vatan topraklarına bir yerlerden gelmişiz ve bu vatan toprağına ilel ebet yerleşmişiz. Türkiye benim vatanım, bu vatanda doğdum, burada da öleceğim ve burada da gömüleceğim. Ben Türk Milletinin bir mensubuyum. Bu milletin bir mensubu olmaktan da onur duyuyorum. Özünde ve temelinde de bu vatanın ve Anadolu’nun değerleriyle, gelenek ve görenekleriyle de harmanlanmış ve bunun sonucunda da sentezleşmiş bir insanım.

Büyük dedemden, dedemden, babaannemden, anneannemden babamdan ve annemden ne öğrendiysem aynı değerleri ve işleri kendi gündelik hayatımda da yaşatan, koruyan ve bunlara da sıkı sıkıya bağlı olan bir insanım. Ölmeyi bile tercih ederim ama bu değerlerimden argo tabirle siktin sene vazgeçmem, bu dünya yerle bir olur, gök kubbe birbirine karışır ama ben öyle bir inat adamımdır ki; yinede bu değerlerimden vazgeçmem. Öncelikle bu konuların tekrardan bir altını çizmemde fayda var kanaatindeyim.

Her insan benim gözümde birer insan değildir. İnsan olan var insan olmayan var bununla birlikte bu dünyada fuzuli olarak yer kaplayan aşağılık pisliklerde var.

Benim gözümde ve benim kafa yapıma göre küçük bir bebeğe tecavüz edenler birer insan değil aşağılık bir pisliktir ve bu dünyada yaşamaları da gerekli değildir.

Onun içinde idam edilmeleri gerekir tıpkı Abdullah Öcalan’ın idam edilmesi gerektiği gibi. Eğer imkanım olsa ve bana bu pislikler idam edilsinler mi? Diye bir soru sorulsa hiç tereddüt etmeden evet idam edilsinler der ve oyumu bu yönde kullanırım.

Bunlar benim duygularım, bu yaşanan olaylardan ders çıkartması gerekenler sizlersiniz, eğer bu toplum bu yaşanan olaydan kendisine bir ders çıkartmıyorsa, kendisinin nereye doğru gittiğini sorgulamıyorsa bu toplum o vakit bitmiş demektir.

Bu ülkede hala cinselliği ve erkekliklerini hayvanlar üzerinde bile yaşayanlar var, bu başlı başına uzun bir konu, bu işin uzmanlarının öncelikle bu konuları çözmesi gerekir. Bu ülkede birçok şeyi görmeye hayret etmez, şaşırmazdım ancak artık genç ama orta yaşlı sınıfına dahil olan bir insan olarak 40 yıl düşünsem bir bebeğin tecavüze uğrayacağı aklıma gelmezdi.

Her yaşanan değişimin ve her ortaya çıkan yeniliğin faydalı olduğuna ve insanlara yarar sağladığına inanmıyorum. Değişim ve yenilik kulağa hoş gelen kelimeler ancak içi doldurulması gereken kelimeler olduğuna inanıyorum.

Genel anlamda politikacılar konusunda ne düşündüğüme gelince bu konuda Sn. Burhan Özbey’in 14 Kasım 2006 tarihinde yazmış olduğu ‘ Devlet Adamlığı ve Halk Adamlığı ’ başlıklı yazısına aynen kendi imzamı da altına koyuyorum. Burhan bey ilgiyle takip ettiğim bir insan, sizinde politikacılar hakkında genel anlamda ne düşündüğüm konusundaki duygularımı ve düşüncelerimi Burhan bey bu yazısı gayet güzel yansıtıyor.

Hatta o yazıda ifade edilen politikacılara karşı olan saygı ve sevgi konusunda bazı politikacılara kanuni, yasalar çerçevesinde ve insani çevrede dahi saygı ve sevgi duymuyorum. Google’da arama yaparsanız Burhan Özbey’in o yazısına ulaşabilirsiniz sanıyorum.

Bende hayatımda bu zamana kadar çok şeyler yaşadım ve gördüm hani argo tabirle siyaset dünyasında da, iş dünyasında da kimin ne mal olduğunu gayet iyi biliyorum.

Hani derler ya bir söz vardır biz 40 kişiyiz biliriz birbirimizi diye evet işte aynen öyle. Ama takdir edersiniz ki; bende yazılarımı yazarken kendime bir oto kontrol kurmam gerekir.

Toplumla ve okuyucularımla paylaşacağım şeyler var paylaşamayacağım şeyler var, kendime yazarken asla sansür koymuyorum sadece oto kontrolümü sağlamaya çalışıyorum. Bütün her şeyi olduğu gibi isimlerde vererek yazmaya kalkacak olursam bundan ülkeme bir fayda gelmez kanaatindeyim.

Ülkeme ve milletime faydalı olacağına inansam zaten o zaman isimlerde vererek her şeyi yazmaya kalkarım ama böyle bir şeyin ne ülkeme nede milletime bir faydası olduğu kanaatini taşımadığım için elbette bazı konularda yazarken kendime bu yüzden oto kontrol uyguluyorum. Bu yüzden beni anlayışla karşılayacağınıza inanıyorum. Göstermiş olduğunuz ilgiye ve sevgiye de şükranlarımı sunuyorum.

 

Kitap Tavsiyelerim:

  1. Tarih Gelecektir-Yusuf Halaçoğlu-Babiali Kültür Yayıncılığı,
  2. Sürgünden Soykırıma Ermeni İddiaları-Yusuf Halaçoğlu-Babiali Kültür Yayıncılığı,
  3. Ermeni Tehciri-Yusuf Halaçoğlu-Babiali Kültür Yayıncılığı,
  4. Telafer/Bir Türkmen Kendinin ABD Ordusu Ve Peşmergelere Karşı Direnişi-Ümit Özdağ-Fark Yayınları,
  5. Yeniden Türk Milliyetçiliği-Ümit Özdağ-Bilge Oğuz Basım Yayın,
  6. Gelecek 1000 Yılda Buradayız-Ümit Özdağ-Bilge Oğuz Basım Yayın,
  7. İstihbarat Teorisi-Ümit Özdağ-Kripto Basım Yayın,
  8. PKK Terörü Neden Bitmedi Nasıl Biter?-Ümit Özdağ-Kripto Basım Yayın,
  9. Çelik Savaşları-Orhan Can-Bilge Karınca Yayınları,
  10. Birleşik Türk Devletleri-Nazmi Çora-Q Matris Yayınları,
  11. Haçlılara Kılıç Ve Kalem Çekenler-İbrahim Ethem Polat-Vadi Yayınları,
  12. Babil’deki Türkiye-Ekrem Tahir-Yağmur Yayınevi,
  13. Türkiye’de Mafialaşmanın Kökenleri 1 /Her Sakaldan Bir Kıl-Murat Çulcu-E Yayınları,
  14. Türkiye’de Mafialaşmanın Kökenleri 2 / Sikkesiz Sultanlar-Murat Çulcu-E Yayınları,
  15. Türkiye’de Mafialaşmanın Kökenleri 3 / Düşmüş Ocağı Yanıyor-Murat Çulcu-E Yayınları,
  16. Türkiye’de Mafialaşmanın Kökenleri 4 / Kan Defteri- Murat Çulcu-E Yayınları,
  17. Türkiye’de Mafialaşmanın Kökenleri 5 / Derin Suçun Otoritesi- Murat Çulcu-E Yayınları,
  18. Mafia Üzerine Notlar-Murat Çulcu-Kastaş Yayınları,
  19. Ermeni Entrikalarının Perde Arkası-Murat Çulcu-Kastaş Yayınları,
  20. Cehennem Makinesi/Ermeni Terörünün 100.Yıldönümü-Murat Çulcu-Kastaş Yayınları,
  21. Büyük Pers Düşüncesinden Zülfikar’ın Yumruğuna İran-Hikmet Erdoğdu-IQ Kültür Sanat Yayıncılık
  22. CIA’nın Muteber Adamı-Yılmaz Polat-Ulus Dağı Yayınları
  23. Vaadedilmiş Topraklara Sıkışan Türkiye-Hasan Taşkın-Siyah Beyaz Yayınları,
  24. Yüzyılın Yolsuzluk Oyunu-Aykut Küçükkaya-Cumhuriyet Kitapları,
  25. Geniş Ortadoğu Projesi-Erol Bilbilik-Asya Şafak Yayınları,
  26. Demokrasi Projeleri-Banu Avar-Profil Yayıncılık,
  27. Tarihimizdeki Kara Leke Çekiç Güç-Nazmi Çora-Toplumsal Dönüşüm Yayınları,
  28. İsrail Ve ABD’den PKK’ya Vaadedilmiş Topraklar-Çoşkun Genel-Kum Saati Yayınları,
  29. Türk Komutanlarının İzlenimleriyle Çekiç Güç- Nazmi Çora-Toplumsal Dönüşüm Yayınları,
  30. Çekiç Güç’ün Kürdistan Tuzağı-Nazmi Çora-Toplumsal Dönüşüm Yayınları,
  31. Kapitalizmin Suç Tarihi-Werner Biermann-Arno Klonne-Phoenix Yayınevi,
  32. Kıyametin El Kitabı-Joel Levy-İthaki Yayınları,
  33. Amerika Çökerken-Osman Metin Öztürk-Fark Yayınları,
  34. İngiliz Belgelerinde Atatürk (4 cilt)-Bilal N. Şimşir-Türk Tarih Kurumu,
  35. İngilizlerin Osmanlıyı Yok Etme Siyaseti-Halil Halid-Ekim Yayınları,
  36. AB,AKP Ve Kıbrıs-Bilal N. Şimşir-Bilgi Yayınevi,
  37. Türk-Irak İlişkilerinde Türkmenler- Bilal N. Şimşir-Bilgi Yayınevi,
  38. Unutulan Bedel-Orhan Kilerçioğlu-Fark Yayınları,
  39. Andımız Olsun ki Bu Topraklar Bizim- Atilla Çilingir-Toplumsal Dönüşüm Yayınları,
  40. Kıbrıs’ı Verdiler- Hüseyin Macit Yusuf-Akdeniz Haber Ajansı Yayınları,
  41. Satılık Ada Kıbrıs- Erol Mütercimler-Alfa Yayınları,
  42. Kıbrıs’ta Yer altı Faaliyetleri Ve Türk Mukavemet Teşkilatı- Ulvi Keser-IQ Kültür Sanat Yayıncılık,
  43. AB,Kıbrıs,Ermenistan- Selim Somçağ-2006 Yayınları,
  44. Kıbrıs Girit Olmasın-Rauf Denktaş-Remzi Kitapevi


busy
 

Yazarlarımız yeni bir makale yayınladığında e-posta ile haberdar ol :


Sık Kullanılanlarınıza Ekleyin
Bu sayfayı Sık Kullanılanlarınıza Ekleyin
 27 okuyucu çevrimiçi

English French German Italian Swedish