“… Devlet televizyonu TRT, bir süredir 6. kanalından Kürtçe yayın yapıyor. Günde 24 saat yayın yapan kanalın potansiyel hedef kitlesi için bir çekim merkezi olabilmesi amacıyla programlarına en az TRT’nin Türkçe yayınlarına gösterdiği kadar özen göstermesi gerekiyor.
TRT 6, salt eğlence, şarkı, türkü ve doğa belgeseli kanalı olarak kalmak istemiyor, eğitici bir işlev de yüklenmek istiyorsa her şeyden önce dile önem vermesi gerekmiyor mu?
Bu ülkede milyonlarca yurttaşımızın anadilleri Kürtçe, fakat dillerini kurallı olarak öğrenemiyorlar, ana babalarından nasıl öğrenmişlerse o kadarıyla yetinmek zorunda kalıyorlar. O düzeyde Kürtçe ne edebiyat ne de bilim dili için yeterli olabiliyor. Bugün Kürt kökenli yurttaşlarımızın geneli tarafından konuşulan Kürtçe TRT 6’yı anlayabilecekleri düzeyde değil.
Öte yandan yalnızca TRT 6’nın değil, Kürtçe yayın yapmak üzere kurulacak özel kanalların, Kürtçe yazılı basının da o dili kurallı olarak öğrenmiş insanlara, spikerlere, moderatörlere, habercilere, yazarlara gereksinimi var. Tüm bunlar Kürtçenin, anadilde eğitimin devletin örgün okul programına alınmasını, üniversitelerde öğrenilecek/öğretilecek bir bilim dili olarak benimsenmesini zorunlu kılıyor.”
Yukarıdaki satırlar bir DTP milletvekiline ya da bölücü örgüt yandaşı bir yazara ya da AB hayranı bir mandacı şapşala ait değil!
Yukarıdaki satırlar Atatürk’ün direktifleriyle kurulmuş, ismini Atatürk’ün koyduğu ve bugün kendini “Atatürkçü”(!) olarak niteleyen Cumhuriyet gazetesinin yazarlarından Deniz Kavukçuoğlu’na ait…
Kavukçuoğlu, 8 Haziran 2009 pazartesi günü yayınlanan “Anadil” başlıklı yazısında, ayrılıkçı terör örgütü PKK’nın elde etmeyi amaçladığı dönemsel hedeflerden biri olan anadilde eğitimi işte böyle savunuyor! Görünüşü kurtarmak ve kimi okurlardan gelecek tepkileri yumuşatmak amacıyla “Türkiye gibi üniter bir devlet olan ve öyle de kalmak zorunda olan bir ülkede…” şeklinde ifadelerin de kullanıldığı yazı, aslında ustalıkla ayrılıkçılığın değirmenine su taşıyor! Kavukçuoğlu gibi yazarlar ve “Nobel” almak için Kürtçülüğün siyasal amaçlarına destek veren Yaşar Kemal gibileri anadilde eğitim istemini hangi gerekçelerle meşru göstermeye çalışırlarsa çalışsınlar, aslında bölücü terör örgütünün siyasal amaçlarından birini desteklemiş oluyorlar. Bertan Onaran gibi yurtsever yazarların yazılarını yayınlamaya son veren, Korkut Boratav, İzzettin Önder, Emin Gürses gibi antiemperyalist çizgideki kalemleri zaman içinde tek tek gazeteden uzaklaştıran Cumhuriyet yönetimi, “Kürtçe’nin, anadilde eğitimin devletin örgün okul programına alınmasını, üniversitelerde öğrenilecek/öğretilecek bir bilim dili olarak benimsenmesini” savunan Kavukçuoğlu’nun yazılarını haftada üç gün yayınlıyor !
Bu haliyle “Kürtçe ne edebiyat ne de bilim dili için yeterli” olamıyormuş! “Kürtçe yayın yapmak üzere kurulacak özel kanalların, Kürtçe yazılı basının da o dili kurallı olarak öğrenmiş insanlara, spikerlere, moderatörlere, habercilere, yazarlara gereksinimi” varmış!
Sözde “Atatürkçü” Cumhuriyet ve yazarlarının başka derdi kalmadı, şimdi de Kürtçe avukatlığına mı başladılar?
Dahası Cumhuriyet sayfalarında siper alan ilk örnek de değil bu…
Cumhuriyet bölücü terör örgütü pkkya, yaptığı bütün katliamlara rağmen DTP milletvekillerine taş çıkarırcasına, ısrarla “terör örgütü” ya da “terörist” demekten kaçınan Oral Çalışlar’a (O,Ç.) yıllarca kol kanat gerdi, köşe verdi! O.Ç de Cumhuriyet’teki köşesinden örtük bir şekilde bölücülük propagandası yaptı durdu…
leyla zana gibi ne olduğu ortada olan birini “Barış Kadını” olarak niteleyen Berat Günçıkan’a Pazar Eki’nin Editörlüğü’nü veren ve yıllarca buradan benzer türden yayın yapılmasına göz yuman da yine Cumhuriyet yönetimiydi!
pkknın yayın organı ROJ TV’de programlara katılan Erdoğan Aydın gibi yazarlar da yıllarca Cumhuriyet sütunlarından topluma seslenmek imkanına sahip oldular!
Artık sıra “Kürtçe’nin, anadilde eğitimin devletin örgün okul programına alınmasını, üniversitelerde öğrenilecek/öğretilecek bir bilim dili olarak benimsenmesini” savunmaya geldi! Bu işi üstlenen de Deniz Kavukçuoğlu!
Oysa Cumhuriyet Yayın Kurulu Başkanı ve gazetenin başyazarı İlhan Selçuk, birçok yazısında Cumhuriyet’in kırmızı çizgilerine dikkat çekiyordu. Örneğin, 7 Aralık 2005 tarihli “Aşikâr ve Pişekâr…” başlıklı yazısında “Bizim iki kırmızı çizgimiz var: Laik Cumhuriyet ve bölünmezlik” diyordu İlhan Selçuk!
İyi de Türkiye’nin bölünmezliği konusunda duyarlılık böyle mi gösteriliyor?
Terör örgütü PKK’yı “terörist” olarak nitelemekten kaçınanlara, ROJ TV’nin programlarında arz-ı endam edenlere, Leyla Zana gibilerini “Barış Annesi” diye parlatanlara imkan sağlayan ve görev veren Cumhuriyet, en sonunda PKK’nın anadilde eğitim talebini savunan köşe yazarları ile “kırmızı çizgilerini” sildi attı!
85 yıl önce Cumhuriyet gazetesi yayına başladığında, Yunus Nadi ilk sayıdaki “Cumhuriyet’i Okuyuculara Sunuş” yazısında “Cumhuriyet’in siyasi programı isminden belli olduğu gibi, onu yayımlayanların siyasi hayatlarından da bellidir.” diyordu!
85 yıl sonra Kürtçülük savunusu yapanlara kol kanat geren, köşe veren Cumhuriyet’in siyasi programı nedir peki?
Bu sorunun yanıtı da gelecek yazının konusu olsun…

Türk Büro-Sen Genel Başkanı Fahrettin Yokuş, emekçilerin anayasa değişikliğinde ‘evet’ oyu veren sendikaları asla affetmeyeceğini savu... 
