Tarih: 25 Ekim 2007Saat: 09: 08
Yer: ROJ TV…
Terör örgütü PKK'nın yayın organı ROJ TV'nin konuklarından biri de Cumhuriyet gazetesi yazarlarından Erdoğan Aydın…
Zaman gazetesinin internet baskısında yer alan Erkan Acar imzalı haberde şöyle deniliyor:
"Programda sürekli olarak Silahlı Kuvvetler aleyhine propaganda yapılması dikkat çekti. Aydın, Türkiye'de sadece Kürt ve Alevi sorununun değil, Sünni ve Türk sorununun da olduğunu öne sürerken programda sık sık Türkiye'de linç kültürünün geliştiği, sokaklarda faşizan sürecin yaşandığı dile getirildi."
* * *
ROJ TV seyretmediğim için bu olaya doğrudan tanık olmadım. Bu nedenle öncelikle haberin Zaman gazetesinde yayınlanmış olması, inandırıcılığı konusunda bende şüpheler uyandırdı. Ama haberde Erdoğan Aydın'ın ROJ TV'de konuşurken çekilmiş bir de fotoğrafı var. Demek ki Cumhuriyet yazarı ROJ TV'deki programa gerçekten katılmıştır. Sürekli TSK aleyhine propaganda da yapıldığı söylenen programda, Erdoğan Aydın da bu propagandayı uslu uslu izlemiştir herhalde... Yoksa ROJ TV, onu neden programa konuk etsin ki! Tabii Zaman gazetesi de bu haberin üzerine atlamış. Ama şimdi Zaman'ı suçlamanın bir anlamı yok, çünkü "hırsızın hiç mi kabahati yok" demek pek mümkün değil.
Ama izninizle ben bu soruya "evet, hırsızın kabahati yok. Asıl suçlu olan Erdoğan Aydın değil, onu ve onun benzerlerini Cumhuriyet'te yazdıranlardır" diye yanıt vereceğim. Zaten bu durumu herhangi bir Cumhuriyet yetkilisine söylediğinizde, size Erdoğan Aydın'ın gazete dışındaki faaliyetlerinin onları ilgilendirmediği, kendileri için esas olanın gazetedeki yazıları ve gazetenin yayın ilkeleri olduğunu söyleyeceklerdir. Tabii bu mantık Cumhuriyet yönetiminde egemen olduğu için, şimdi Fettullah Gülen'in gazetesi Bugün'de yazan Toktamış Ateş yıllarca Cumhuriyet yazarlığı yapabilmiştir. Yazılarında "PKK terörü" demekten özenle kaçınan (ya da güç bela, süs olsun diye arada bir bu kavramı kullanan!) Oral Çalışlar ise hala Cumhuriyet'te yazabilmektedir! Ama Cumhuriyet yöneticileri, işte bildiğimiz bu "özel yaşam" vb. türden bahanelerle bunları önemsememektedirler.
Erdoğan Aydın, Cumhuriyet'in Pazar Eki'nde tarih üzerine yazılar yazmaktadır. O Pazar ekinin yayın yönetmeni de Berat Günçıkan'dır.
Şimdi, biraz geriye gidelim ve 10 Temmuz 2005 tarihli Cumhuriyet gazetesinin "Pazar Eki"nin 4. sayfasında yer alan bir haberi hatırlayalım.
"Nobel adayı dört barış kadını" başlığını taşıyan Berat Günçıkan ve Özgür Erbaş imzalı haberden öğreniyoruz ki, 2005 yılında Nobel Barış Ödülü'ne aday gösterilecek 1000 kadının arasında Türkiye'den de 4 kadın vardır. Haberin yazarları ve Cumhuriyet Yazı İşleri bu kadınları " Nobel adayı dört barış kadını" olarak sunmaktadır!
Cumhuriyet'in allayıp pulladığı bu barış kadınları (!) kimlerdir peki?
Leyla Zana...
Ayşe Düzkan...
Pervin Buldan...
Müesser Güneş...
Nobel Barış Ödülü'nün nasıl politik bir içeriğe sahip olduğu biliniyor. Dolayısıyla, Türkiye'nin her türlü dış müdahaleye açık bir toplum haline getirilmeye çalışıldığı ve bu amaçla ayrılıkçı terörün yeniden körüklendiği bir dönemde, 2005 yılı Nobel Barış Ödülü'ne ayrılıkçı hareketin şakşakçısı ve destekçisi 4 kadının aday gösterilmesinde aslında şaşılacak bir şey yok. Şaşırtıcı olan bu kadınların Nobel'e aday gösterilmesi değil, Cumhuriyet gazetesinin bu kadınları " BARIŞ KADINI" olarak sunmasıdır!
Fettullahsever Toktamış Ateş'i, yurt savunması için savaşmayı "maceracılık" olarak tanımlayan Oral Çalışlar'ı zamanında sindirebilen kimi Cumhuriyet Okurları'ı Leyla Zana, Ayşe Düzkan, Pervin Buldan ve Müesser Güneş'i de "barış kadını" (!) olarak benimsediler, sindirdiler!
Söz konusu haberde adı geçen kadınlarla yapılan kısa röportajlar da yer alıyordu. Bu dört kadın arasında kamuoyunun en yakından tanıdığı şüphesiz Leyla Zana'dır. Leyla'nın kim olduğunu uzun uzun anlatmaya gerek yok sanırım! Namı aldı yürüdü çünkü! Talabani, Barzani ve Öcalan'ı Kürtlerin üç lideri ilan eden de Leyla Zana'dır, Türkiye'nin kendilerinden iadelerini istediği K. Irak'taki PKK'lı teröristler için bölgedeki Kürt liderlerine "Şerefli hiçbir Kürt, kardeşlerini zindanda çürütmek için iade etmez" diye seslenen de Leyla Zana… Yani tam bir "barış kadını"!
Adaylardan Pervin Buldan ise 1993'te faili meçhul bir cinayete kurban giden ve PKK finansörü olduğu iddia edilen Kürt işadamı (!) Savaş Buldan'ın eşidir... Adaylardan Ayşe Düzkan ise Feminist ve Pazartesi dergisi yazarlarından ve "Cumartesi Anneleri" girişiminin destekçilerindendir.
Sanırım adaylardan en az tanınanı Müesser Güneş'tir. Cumhuriyet'in "barış kadını" olarak sunduğu ve "Ahlat doğumlu. 53 yaşında. Altı çocuğu var. Bir oğlunu 1992'de, diğerini 2001'de çatışmalarda yitirdi. 1999'da oluşturulan Barış Anneleri'nin sözcülerinden..." diye tanıttığı Müesser Güneş şöyle konuşmaktadır:
" Ben şunu söylüyorum, benim gibi yüzlerce binlerce kadın var. Dilimizi, kültürümüzü, insanlarımızı kaybetmişiz. 30 yıl süren kirli savaşın içinde sürgün olmuşuz, köylerimiz yakılmış... İstanbul'a geldiğimde, bu yabancı memlekette sesimi çıkaramıyordum, sonra bir çığlık attım, diğer anneler de duydular ve bir araya geldik, Barış Anneleri "ni kurduk. Gazetecilerle, aydınlarla, görüştük, parlamentoya gittik. Pek çok ülkeye davet edildik, internette pek çok ülkenin barış isteyen kadınlarıyla bağlantı kurduk."
Ne "dilimizi, kültürümüzü, insanlarımızı kaybetmişiz" diyerek PKK ağzı ile "kirli savaş" tan bahseden Barış Anneleri'nin kurucusu Müesser Güneş ne de diğer Nobel adayı "barış kadınları", ilginçtir ki bu kadar "barış" meraklısı olmalarına rağmen tek bir kez olsun PKK terörünü lanetlemiyorlar. Oysa Cumhuriyet'in o günkü sayısında ve diğer gazetelerde yer alan bir başka haberde, Hakkari'de PKK tarafından döşenen mayına basan 3 askerin şehit olduğu, 15 askerin de yaralandığı belirtilmekteydi.
İşte bu sinsi ve ikiyüzlü zihniyetin "barış kadınları" adı altında utangaç bir savunusu ve reklamını yapmak; ayrılıkçı örgüt uzantılarına Nobel ödülü verilmesi ihtimalini sanki övünülecek bir şeymiş gibi sunmak da Cumhuriyet gazetesine düşmüştür!
O zaman, yani 2005 yılında Berat Günçıkan Cumhuriyet Pazar Eki'nin sorumlusu idi. Bugün de hala öyledir. 2005'te gazete "Barış Kadınları"nı pazarlıyordu, bugün kimi yazarları ROJ TV ekranlarında arz-ı endam ediyorlar!
Kısacası, esas olan Erdoğan Aydın değil, Erdoğan Aydın, Berat Günçıkan, Oral Çalışlar gibilere Cumhuriyet'te kucak açanlar, imkân tanıyanlardır.
Meselenin bir boyutu budur. Ama tek boyutu sadece bu değildir.
Diğer boyutunda da Cumhuriyet Okurları vardır. Bu durumda Cumhuriyet Okurları'na, o çok popüler sloganı kullanarak "Tehlikenin Farkında mısınız?" diye sormak da pek anlamlı olmayacaktır. Çünkü Cumhuriyet Okuru bu soruyu nasıl yanıtlarsa yanıtlasın, Cumhuriyet Okuru adına konuşanlar tarafından söyledikleri hasıraltı edilecektir. Cumhuriyet Okurları adına konuşan, Cumhuriyet Okurları'nın web sayfasını babalarının malı gibi kafalarına göre kullananlar ne derse, Cumhuriyet Okurları sanki öyle düşünüyormuş gibi gösterilecektir kamuoyuna...
Örneğin Cumhuriyet Okurları Oluşumları ve onların yönlendiricisi Cumhuriyet Okurları Türkiye Koordinatörlüğü 2005 yılından bu yana Berat Günçıkan'ın bu haberi konusunda bir tek tepki göstermiş midir? Oral Çalışlar'ın Cumhuriyet içinde bir tür "beşinci kol" faaliyeti yapmasına karşı bir kez söylemli ya da eylemli bir duyarlılık sergilemiş midir?
Örneğin Cumhuriyet Okurları, 21 Ekim halkoylaması öncesinde gazeteye ilan vermişlerdi: "Halkı kandırmaya yönelik 21 Ekim Referandumu hukuk dışıdır. Sandığa gitmek bunu kabul etmek, ortak olmak demektir. Halk'a, Hukuk'a ve Anayasa'ya karşı yapılan aldatmacanın ortağı olmamak için sandığa gitmeyeceğiz."
Bir aldatmaca, bir hukuksuzluk karşısında bu kadar tepki gösteren Cumhuriyetçiler, şimdi ROJ TV'de TSK karşıtı propagandaların yapıldığı bir programa bir Cumhuriyet yazarının katılmasını kınayan bir ilanı gazetede yayınlatabilecekler mi acaba?
Ama Cumhuriyet Okurları adına konuşanlar böyle ayrıntılarla uğraşmazlar. Onlar büyük davaların adamlarıdır! Gazetede ilan yayınlar, kahvaltılı toplantılarda nutuk atarlar. Bu arada okur kitlesini uyutmak için de arada bir "gazetenin gerçek sahibi okurlarıdır" ninnisi söylenir. İyi de, gerçek sahibi okurları olan gazetede ROJ TV'ye mülakat veren, Leyla Zana türünden kişileri "Barış Kadını" etiketiyle pazarlayan, Oral Çalışlar gibi "PKK terörü" sözünü zinhar ağzına almayanlar fink atarken, okur adına ortaya çıkıp koordinatörlük yapanlar neden susuyor?
Meselenin diğer boyutu da budur ve Cumhuriyet yönetimindeki anlayışla okur adına ortaya çıkanlar aslında bir madalyonun iki yüzünü oluşturmaktadır.
Cumhuriyet Okurları kitlesinin büyük bir kesimi ROJ TV'de programa katılanlara da, Leyla Zana gibi "ne idüğü belli" olanları "Barış Kadını" şeklinde pazarlayanlara da, vatan savunmasını "maceracılık" olarak gören Oral Çalışlar gibilere de karşıdır, tepkilidir ve yıllardan beri bu uzantıların gazeteden uzaklaştırılmasını talep etmektedir. Ne var ki bu tepkiler ve talepler göz ardı edilmekte ve "Cumok Koordinatörlüğü" vb. türden sıfatları kimden aldığı bilinmeyenlerin dedikleri, kamuoyuna sanki Cumhuriyet Okurları'nın gerçek görüşüymüş gibi aktarılmaktadır.
Oysa Cumhuriyet gazetesinin kurucusu Yunus Nadi ilk sayıda, "Cumhuriyet'i Okuyuculara Sunuş" yazısında "Cumhuriyet'in siyasi programı isminden belli olduğu gibi, onu yayımlayanların siyasi hayatlarından da bellidir." diyordu!
Cumhuriyet yöneticilerinin Yunus Nadi'nin bu sözlerini hatırlamaları hem kendileri, hem de ülkemiz için yaşamsal önemdedir.
"Programda sürekli olarak Silahlı Kuvvetler aleyhine propaganda yapılması dikkat çekti. Aydın, Türkiye'de sadece Kürt ve Alevi sorununun değil, Sünni ve Türk sorununun da olduğunu öne sürerken programda sık sık Türkiye'de linç kültürünün geliştiği, sokaklarda faşizan sürecin yaşandığı dile getirildi."
* * *
ROJ TV seyretmediğim için bu olaya doğrudan tanık olmadım. Bu nedenle öncelikle haberin Zaman gazetesinde yayınlanmış olması, inandırıcılığı konusunda bende şüpheler uyandırdı. Ama haberde Erdoğan Aydın'ın ROJ TV'de konuşurken çekilmiş bir de fotoğrafı var. Demek ki Cumhuriyet yazarı ROJ TV'deki programa gerçekten katılmıştır. Sürekli TSK aleyhine propaganda da yapıldığı söylenen programda, Erdoğan Aydın da bu propagandayı uslu uslu izlemiştir herhalde... Yoksa ROJ TV, onu neden programa konuk etsin ki! Tabii Zaman gazetesi de bu haberin üzerine atlamış. Ama şimdi Zaman'ı suçlamanın bir anlamı yok, çünkü "hırsızın hiç mi kabahati yok" demek pek mümkün değil.
Ama izninizle ben bu soruya "evet, hırsızın kabahati yok. Asıl suçlu olan Erdoğan Aydın değil, onu ve onun benzerlerini Cumhuriyet'te yazdıranlardır" diye yanıt vereceğim. Zaten bu durumu herhangi bir Cumhuriyet yetkilisine söylediğinizde, size Erdoğan Aydın'ın gazete dışındaki faaliyetlerinin onları ilgilendirmediği, kendileri için esas olanın gazetedeki yazıları ve gazetenin yayın ilkeleri olduğunu söyleyeceklerdir. Tabii bu mantık Cumhuriyet yönetiminde egemen olduğu için, şimdi Fettullah Gülen'in gazetesi Bugün'de yazan Toktamış Ateş yıllarca Cumhuriyet yazarlığı yapabilmiştir. Yazılarında "PKK terörü" demekten özenle kaçınan (ya da güç bela, süs olsun diye arada bir bu kavramı kullanan!) Oral Çalışlar ise hala Cumhuriyet'te yazabilmektedir! Ama Cumhuriyet yöneticileri, işte bildiğimiz bu "özel yaşam" vb. türden bahanelerle bunları önemsememektedirler.
Erdoğan Aydın, Cumhuriyet'in Pazar Eki'nde tarih üzerine yazılar yazmaktadır. O Pazar ekinin yayın yönetmeni de Berat Günçıkan'dır.
Şimdi, biraz geriye gidelim ve 10 Temmuz 2005 tarihli Cumhuriyet gazetesinin "Pazar Eki"nin 4. sayfasında yer alan bir haberi hatırlayalım.
"Nobel adayı dört barış kadını" başlığını taşıyan Berat Günçıkan ve Özgür Erbaş imzalı haberden öğreniyoruz ki, 2005 yılında Nobel Barış Ödülü'ne aday gösterilecek 1000 kadının arasında Türkiye'den de 4 kadın vardır. Haberin yazarları ve Cumhuriyet Yazı İşleri bu kadınları " Nobel adayı dört barış kadını" olarak sunmaktadır!
Cumhuriyet'in allayıp pulladığı bu barış kadınları (!) kimlerdir peki?
Leyla Zana...
Ayşe Düzkan...
Pervin Buldan...
Müesser Güneş...
Nobel Barış Ödülü'nün nasıl politik bir içeriğe sahip olduğu biliniyor. Dolayısıyla, Türkiye'nin her türlü dış müdahaleye açık bir toplum haline getirilmeye çalışıldığı ve bu amaçla ayrılıkçı terörün yeniden körüklendiği bir dönemde, 2005 yılı Nobel Barış Ödülü'ne ayrılıkçı hareketin şakşakçısı ve destekçisi 4 kadının aday gösterilmesinde aslında şaşılacak bir şey yok. Şaşırtıcı olan bu kadınların Nobel'e aday gösterilmesi değil, Cumhuriyet gazetesinin bu kadınları " BARIŞ KADINI" olarak sunmasıdır!
Fettullahsever Toktamış Ateş'i, yurt savunması için savaşmayı "maceracılık" olarak tanımlayan Oral Çalışlar'ı zamanında sindirebilen kimi Cumhuriyet Okurları'ı Leyla Zana, Ayşe Düzkan, Pervin Buldan ve Müesser Güneş'i de "barış kadını" (!) olarak benimsediler, sindirdiler!
Söz konusu haberde adı geçen kadınlarla yapılan kısa röportajlar da yer alıyordu. Bu dört kadın arasında kamuoyunun en yakından tanıdığı şüphesiz Leyla Zana'dır. Leyla'nın kim olduğunu uzun uzun anlatmaya gerek yok sanırım! Namı aldı yürüdü çünkü! Talabani, Barzani ve Öcalan'ı Kürtlerin üç lideri ilan eden de Leyla Zana'dır, Türkiye'nin kendilerinden iadelerini istediği K. Irak'taki PKK'lı teröristler için bölgedeki Kürt liderlerine "Şerefli hiçbir Kürt, kardeşlerini zindanda çürütmek için iade etmez" diye seslenen de Leyla Zana… Yani tam bir "barış kadını"!
Adaylardan Pervin Buldan ise 1993'te faili meçhul bir cinayete kurban giden ve PKK finansörü olduğu iddia edilen Kürt işadamı (!) Savaş Buldan'ın eşidir... Adaylardan Ayşe Düzkan ise Feminist ve Pazartesi dergisi yazarlarından ve "Cumartesi Anneleri" girişiminin destekçilerindendir.
Sanırım adaylardan en az tanınanı Müesser Güneş'tir. Cumhuriyet'in "barış kadını" olarak sunduğu ve "Ahlat doğumlu. 53 yaşında. Altı çocuğu var. Bir oğlunu 1992'de, diğerini 2001'de çatışmalarda yitirdi. 1999'da oluşturulan Barış Anneleri'nin sözcülerinden..." diye tanıttığı Müesser Güneş şöyle konuşmaktadır:
" Ben şunu söylüyorum, benim gibi yüzlerce binlerce kadın var. Dilimizi, kültürümüzü, insanlarımızı kaybetmişiz. 30 yıl süren kirli savaşın içinde sürgün olmuşuz, köylerimiz yakılmış... İstanbul'a geldiğimde, bu yabancı memlekette sesimi çıkaramıyordum, sonra bir çığlık attım, diğer anneler de duydular ve bir araya geldik, Barış Anneleri "ni kurduk. Gazetecilerle, aydınlarla, görüştük, parlamentoya gittik. Pek çok ülkeye davet edildik, internette pek çok ülkenin barış isteyen kadınlarıyla bağlantı kurduk."
Ne "dilimizi, kültürümüzü, insanlarımızı kaybetmişiz" diyerek PKK ağzı ile "kirli savaş" tan bahseden Barış Anneleri'nin kurucusu Müesser Güneş ne de diğer Nobel adayı "barış kadınları", ilginçtir ki bu kadar "barış" meraklısı olmalarına rağmen tek bir kez olsun PKK terörünü lanetlemiyorlar. Oysa Cumhuriyet'in o günkü sayısında ve diğer gazetelerde yer alan bir başka haberde, Hakkari'de PKK tarafından döşenen mayına basan 3 askerin şehit olduğu, 15 askerin de yaralandığı belirtilmekteydi.
İşte bu sinsi ve ikiyüzlü zihniyetin "barış kadınları" adı altında utangaç bir savunusu ve reklamını yapmak; ayrılıkçı örgüt uzantılarına Nobel ödülü verilmesi ihtimalini sanki övünülecek bir şeymiş gibi sunmak da Cumhuriyet gazetesine düşmüştür!
O zaman, yani 2005 yılında Berat Günçıkan Cumhuriyet Pazar Eki'nin sorumlusu idi. Bugün de hala öyledir. 2005'te gazete "Barış Kadınları"nı pazarlıyordu, bugün kimi yazarları ROJ TV ekranlarında arz-ı endam ediyorlar!
Kısacası, esas olan Erdoğan Aydın değil, Erdoğan Aydın, Berat Günçıkan, Oral Çalışlar gibilere Cumhuriyet'te kucak açanlar, imkân tanıyanlardır.
Meselenin bir boyutu budur. Ama tek boyutu sadece bu değildir.
Diğer boyutunda da Cumhuriyet Okurları vardır. Bu durumda Cumhuriyet Okurları'na, o çok popüler sloganı kullanarak "Tehlikenin Farkında mısınız?" diye sormak da pek anlamlı olmayacaktır. Çünkü Cumhuriyet Okuru bu soruyu nasıl yanıtlarsa yanıtlasın, Cumhuriyet Okuru adına konuşanlar tarafından söyledikleri hasıraltı edilecektir. Cumhuriyet Okurları adına konuşan, Cumhuriyet Okurları'nın web sayfasını babalarının malı gibi kafalarına göre kullananlar ne derse, Cumhuriyet Okurları sanki öyle düşünüyormuş gibi gösterilecektir kamuoyuna...
Örneğin Cumhuriyet Okurları Oluşumları ve onların yönlendiricisi Cumhuriyet Okurları Türkiye Koordinatörlüğü 2005 yılından bu yana Berat Günçıkan'ın bu haberi konusunda bir tek tepki göstermiş midir? Oral Çalışlar'ın Cumhuriyet içinde bir tür "beşinci kol" faaliyeti yapmasına karşı bir kez söylemli ya da eylemli bir duyarlılık sergilemiş midir?
Örneğin Cumhuriyet Okurları, 21 Ekim halkoylaması öncesinde gazeteye ilan vermişlerdi: "Halkı kandırmaya yönelik 21 Ekim Referandumu hukuk dışıdır. Sandığa gitmek bunu kabul etmek, ortak olmak demektir. Halk'a, Hukuk'a ve Anayasa'ya karşı yapılan aldatmacanın ortağı olmamak için sandığa gitmeyeceğiz."
Bir aldatmaca, bir hukuksuzluk karşısında bu kadar tepki gösteren Cumhuriyetçiler, şimdi ROJ TV'de TSK karşıtı propagandaların yapıldığı bir programa bir Cumhuriyet yazarının katılmasını kınayan bir ilanı gazetede yayınlatabilecekler mi acaba?
Ama Cumhuriyet Okurları adına konuşanlar böyle ayrıntılarla uğraşmazlar. Onlar büyük davaların adamlarıdır! Gazetede ilan yayınlar, kahvaltılı toplantılarda nutuk atarlar. Bu arada okur kitlesini uyutmak için de arada bir "gazetenin gerçek sahibi okurlarıdır" ninnisi söylenir. İyi de, gerçek sahibi okurları olan gazetede ROJ TV'ye mülakat veren, Leyla Zana türünden kişileri "Barış Kadını" etiketiyle pazarlayan, Oral Çalışlar gibi "PKK terörü" sözünü zinhar ağzına almayanlar fink atarken, okur adına ortaya çıkıp koordinatörlük yapanlar neden susuyor?
Meselenin diğer boyutu da budur ve Cumhuriyet yönetimindeki anlayışla okur adına ortaya çıkanlar aslında bir madalyonun iki yüzünü oluşturmaktadır.
Cumhuriyet Okurları kitlesinin büyük bir kesimi ROJ TV'de programa katılanlara da, Leyla Zana gibi "ne idüğü belli" olanları "Barış Kadını" şeklinde pazarlayanlara da, vatan savunmasını "maceracılık" olarak gören Oral Çalışlar gibilere de karşıdır, tepkilidir ve yıllardan beri bu uzantıların gazeteden uzaklaştırılmasını talep etmektedir. Ne var ki bu tepkiler ve talepler göz ardı edilmekte ve "Cumok Koordinatörlüğü" vb. türden sıfatları kimden aldığı bilinmeyenlerin dedikleri, kamuoyuna sanki Cumhuriyet Okurları'nın gerçek görüşüymüş gibi aktarılmaktadır.
Oysa Cumhuriyet gazetesinin kurucusu Yunus Nadi ilk sayıda, "Cumhuriyet'i Okuyuculara Sunuş" yazısında "Cumhuriyet'in siyasi programı isminden belli olduğu gibi, onu yayımlayanların siyasi hayatlarından da bellidir." diyordu!
Cumhuriyet yöneticilerinin Yunus Nadi'nin bu sözlerini hatırlamaları hem kendileri, hem de ülkemiz için yaşamsal önemdedir.
Sosyal bir Ağda Paylaş!(Facebook)
Arkadaşını Haberdar Et!


