Türkiye'nin Başbakanı bir İmam Hatip mezunu…Dışişleri Bakanı bir Endüstri Mühendisi…
Anayasa Mahkemesi Başkanı, bir iktisatçı…
Yani iktidarda bir hoca efendi, Dışişleri'nin sözde direksiyonunda bir mühendis, Yüce Mahkeme'nin başında da bir iktisatçı var!
At izi, it izine karıştı… Manzara komik ötesi…
Irak Cumhurbaşkanlığı koltuğuna ABD tarafından oturtulan "siyasi fahişe", "Türkiye'ye kedimizi bile vermeyiz" diyor.
Türkiye Cumhuriyeti hükümeti ertesi gün, Endüstri Mühendisi Dışişleri Bakanı'nı "siyasi fahişe"ye gönderiyor!
Kedisini istemeye mi?
Irak Dışişleri Bakanı'nın Türk muadiline vaat ettiği ise, "siyasi fahişe"nin kedili alayından da aşağılayıcı:
"PKK bürolarını kapatacağız"
Demek ki, iki gün önce ABD'li Milli Savunma Bakanı'na Ukrayna'da "PKK'ya karşı bir şeyler yapın" diye yalvaran Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül'ün çabası boşa gitmemiş!
Bu arada RTE de ABD Dışişleri Bakanı'ndan "bekleyin…" diye emir alıyor!
Bekliyoruz!
İyi de neyi? Katillerin kaçmasını mı? Olayın soğumasını mı?
Romanya gezisine çıkmadan önce Başbakan havaalanında gazetecilerin sorularını yanıtlarken şunları söylüyor:
Türkiye, kendisi, eğer atacağı bir adım varsa, bunun vakti geldiyse bu adımı atar. Ama bunu gazeteler yazdı diye atmaz. Veyahut da bazı siyasiler istedi diye bu adımı atmaz. Bunun askeri gerekçeleri oluşur ve bu gerekçeler oluştuğu anda bu adım atılır."
Ne kadar sağduyulu bir yaklaşım!
2007'nin ilk 10 ayındaki şehit sayısı 114…
Ama Türkiye Cumhuriyeti'nin Başbakan'ı hala askeri gerekçelerin oluşmasından bahsediyor! İyi de bu "gerekçelerin oluşması", "vaktin gelmesi" için daha kaç kişinin şehit olması gerekiyor?
Hem madem bir sınır ötesi operasyonun eli kulağındadır, o zaman Başbakan'ın ne işi var Romanya'da?
Tavşana kaç, tazıya tut!
Havada bulut, PKK'yı unut!
Diplomasi bu mu?
Yalvar, yakar, hakaret işit, sus, tekrar yalvar, tekrar hakaret işit…
Sonra geç kameraların karşısına at, tut…
Bu arada dünya bize gülerken, biz de şehitlerimize ağlayalım.
Bu utanç tablosunun ortak paydası, işte bu ağlayanlarla gülenlerin iki farklı nedenle akan gözyaşları…
"Türk milleti utanmak için yaratılmış bir ulus değildir." diyordu Atatürk…
Cumhuriyeti bu hale düşürenler, milleti utanç içinde bırakanlar o gözyaşlarında boğulacaklar…
At izi, it izine karıştı… Manzara komik ötesi…
Irak Cumhurbaşkanlığı koltuğuna ABD tarafından oturtulan "siyasi fahişe", "Türkiye'ye kedimizi bile vermeyiz" diyor.
Türkiye Cumhuriyeti hükümeti ertesi gün, Endüstri Mühendisi Dışişleri Bakanı'nı "siyasi fahişe"ye gönderiyor!
Kedisini istemeye mi?
Irak Dışişleri Bakanı'nın Türk muadiline vaat ettiği ise, "siyasi fahişe"nin kedili alayından da aşağılayıcı:
"PKK bürolarını kapatacağız"
Demek ki, iki gün önce ABD'li Milli Savunma Bakanı'na Ukrayna'da "PKK'ya karşı bir şeyler yapın" diye yalvaran Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül'ün çabası boşa gitmemiş!
Bu arada RTE de ABD Dışişleri Bakanı'ndan "bekleyin…" diye emir alıyor!
Bekliyoruz!
İyi de neyi? Katillerin kaçmasını mı? Olayın soğumasını mı?
Romanya gezisine çıkmadan önce Başbakan havaalanında gazetecilerin sorularını yanıtlarken şunları söylüyor:
Türkiye, kendisi, eğer atacağı bir adım varsa, bunun vakti geldiyse bu adımı atar. Ama bunu gazeteler yazdı diye atmaz. Veyahut da bazı siyasiler istedi diye bu adımı atmaz. Bunun askeri gerekçeleri oluşur ve bu gerekçeler oluştuğu anda bu adım atılır."
Ne kadar sağduyulu bir yaklaşım!
2007'nin ilk 10 ayındaki şehit sayısı 114…
Ama Türkiye Cumhuriyeti'nin Başbakan'ı hala askeri gerekçelerin oluşmasından bahsediyor! İyi de bu "gerekçelerin oluşması", "vaktin gelmesi" için daha kaç kişinin şehit olması gerekiyor?
Hem madem bir sınır ötesi operasyonun eli kulağındadır, o zaman Başbakan'ın ne işi var Romanya'da?
Tavşana kaç, tazıya tut!
Havada bulut, PKK'yı unut!
Diplomasi bu mu?
Yalvar, yakar, hakaret işit, sus, tekrar yalvar, tekrar hakaret işit…
Sonra geç kameraların karşısına at, tut…
Bu arada dünya bize gülerken, biz de şehitlerimize ağlayalım.
Bu utanç tablosunun ortak paydası, işte bu ağlayanlarla gülenlerin iki farklı nedenle akan gözyaşları…
"Türk milleti utanmak için yaratılmış bir ulus değildir." diyordu Atatürk…
Cumhuriyeti bu hale düşürenler, milleti utanç içinde bırakanlar o gözyaşlarında boğulacaklar…
Sosyal bir Ağda Paylaş!(Facebook)
Arkadaşını Haberdar Et!

Türk Büro-Sen Genel Başkanı Fahrettin Yokuş, emekçilerin anayasa değişikliğinde ‘evet’ oyu veren sendikaları asla affetmeyeceğini savu... 
