Dengeli.com

10
09
2010
Yazarlarımız Muhlise GÜNGÖR Kılıçdaroğlu Yetmedi, Şimdi de Başka Kılıç, Ama Olmaz ki (!)
 

Kılıçdaroğlu Yetmedi, Şimdi de Başka Kılıç, Ama Olmaz ki (!)

AKP hiç kimseden çekmedi ”Kılıç”lardan çektiği kadar.

Piyasaya bir “Kılıçdaroğlu“ çıkıyor bir “Kılıç”…
Olmaz ki kardeşim seçim arifesinde hiç olur mu bu?
Kılıç” lar orantısız güç(!) uygulamakta AKPye karşı…

Kılıçdaroğlu çıktı önce piyasaya. Halim, selim, sessiz, sakin bir görünüş…
AKP liler Kılıçdaroğlu’nun bu görünüşüne aldanarak “ateş olsa cürümü kadar yer yakar” dediler, pek de önemsemediler. Ama “ummadık taş baş yarar” misali gelişen olaylar tersine döndü…
Kendisinden epey güçlü kuvvetli görünen “Dişli” ilk kez hedef oldu kılıç darbelerine…
Anlaşılan “Dişli “sürekli yemekten(!) epey kilo aldığından, idmansız kalmış olacak ki, kıvrak kılıç darbelerinden kaçabilecek manevralar yapamayacak kadar hantal kaldı veeee yenilgiyi kabullenip bir daha kılıç darbelerine maruz kalmamak adına arenaya bir daha çıkamadı….

Kılıçdaroğlu’nun ikinci rakibi “Kurtuluş Savaşı Kahramanı Hacı Bedir Ağa” nın torunu Dengir idi…
“Ne de olsa kahraman bir dedenin torunudur, bizce bu sefer Kılıçdaroğlu tufaya düşecekmiş gibi görünüyor ” dedik kendimizce…. Ama Dengir’ de, Kılıçdaroğlu’nun zarif ve kıvrak kılıç hareketlerinden kaçamadı veee Dengir’de kurtuluşu inzivada buldu…

Sadece “Durak” dedi Kılıçdaroğlu
Leb demeden Çorum” olduğunu anlayan yılların kurdu Aytaç Durak, anında ortamdan başka bir boyuta doğru “toz” oluverdi…

Kılıçdaroğlu bu durur mu?
Tutturdu bir Tosun!
Anladık ki bu Tosun rahmetli Necdet Tosun’dan çok farklı bir Tosun’muş…
KDVsi sıfır olduğu ve düşkünlerin(!) ucuz diye her gün sofrasından eksik etmediği pırlantaların ucu bir bakıverdik ki “bizim çocuklara” doğru ucu dokunuverdi.
Bizim Tosun’un zırnık parası yokmuş ama, kimse dalgayı çakmasın diye “bizim çocuklar “namına imzaları atıveriyormuş…
Millette ne arkadaşlar var(!) Önce sen arkadaşının çocuklarını okut, sonra da pırlanta işi kurmasında yardımcı ol.
Vay anasına sayın okurlar denmez mi bu arkadaşlığa… Amiyane tabir için özür ama başka sözcük dizisi bulamadım valla…
Halim selim görünen, ama yapıştı mı bırakmayan Kılıçdaroğlu’ndan kaçar mı hiç bunlar?
Sözcük sihirbazı Sayın Mustafa Balbay’ın değimiyle “Lale Devrini kapattık, sü-lale devrindeyiz!”
Pırlantalar… Gemicikler… 2Bler… Arsalar… Rantiyeciler… Rantlar… İhaleler... Deniz Fenerleri…
vs…vs…vs…
Bilindik olayları sıralamayayım…

Şimdi de başlarına başka bir KILIÇ çıkıverdi…
Gemicik”ler yolunu(!) kolay bulsun diye kurulan “deniz feneri” dosyası, nasıl geldiği Adalet Bakanı tarafından bile çok merak edilen ve dışişlerine resmi yazıyla sorulan, ısrar ve inatla ertelenen “deniz feneri” dosyası gün ışığına çıkartıldı.
O kadar ertelenme çabaları içindeyken nasıl olurda Alamanya’dan sızdırılmış bu dosya?
Hay Allah tam da seçim öncesi yapılır mı hiç bu?
Halbuki dostlar alışverişte görsün diye, özenle aç bırakılıp, güçten düşürülen “posta güvercinleri” salınmıştı Alamanya’ ya dosya gelemesin diye(!)
İşin en trajikomik yanı Adalet Bakanlığı’nın Dışişlerine yazdığı yazı.
**Gerçekten böyle bir dosya var mı Kılıç’ın elinde bir soruverin bakalım?
**Bize dosyayı niye göndermediler de Kılıç’ın eline verdiler?
Demek ki neymiş?
İsteyen dağı aşarmış, istemeyen düz yolda şaşarmış…

Kinaye sanatını bir tarafa bırakalım ve gerçeklere dönelim.
Sayın Kılıç’ın Deniz feneri dosyasından az da olsa basına yapmış olduğu açıklamalarından ve Alman savcının söylemlerinden anlıyoruz ki ortada çok ciddi olaylar dönmekte. Bu olayların neler olduğunu henüz bilmiyoruz. Ama bu kadar ağırkanlı davranıldığına göre işin içinde bir çapanoğlu var! Ortada ki ciddi sorun ise hükümet tarafından bilerek ve istenerek engellenmeye çalışılmasıdır.
Halbuki TC hükümetini yıkmaya teşebbüsten, halkı isyana teşvikten , haham Tuncay ifşalarıyla kurulan, bilindik terör örgütlerinden olmayan Ümraniye Davası için şimşek hızıyla hareket edildiğini biliyoruz.
Henüz daha “suçlu” oldukları bile belli olmayan insanların, “masuniyet karinesi” hiçe sayılarak, suçlu ilan edilmeleri ve güya davanın sağlığı açısından birincil sıradaki yaşam hakları hiçe sayılmaları için söz konusu iken, deniz fenerine karşı son derece duyarsız davranılması, açıkçası hepimizin kafasında kocaman soru işaretleri doğurmaktadır.
Aynı duyarlılığı “deniz feneri” içinde görmek istemekten başka dileğimiz yoktur.
Nereye kadar gidilecekse gidilecek” denilen Ümraniye Davası için düğmeye basılmış ise, aynı duyarlılıkla deniz feneri içinde “nereye kadar gidilecekse gidilsin” denilmeli.


Nerdeee?” diye buruk bir tebessümle okuduğunuzu görür gibiyim… Umutsuz olunmamalı.
Hala deniz feneri dosyasını inceleyecek, Türkiye’de bu davayı açacak yürekli, vatansever savcıların olacağından asla kuşkum yoktur!
Türkiye Cumhuriyeti’nin demokratik, laik, sosyal hukuk devleti özelliğini yerle bir etmek isteyenlere karşı dimdik ayakta kalarak, inancımızı asla bozmadan, hatta insanüstü bir gayretle üzerlerine gidilmesi için el birliği ile ortaya çıkaracaklara destek verilmelidir.
Bu bizim boynumuzun borcudur.
Siyasi bakılmamalı olaylara. Bu vatan hepimizin ve geleceğimizi yok edecek ipoteklere karşı duyarsız kalırsak, cebimize tek kör kuruş girmemiş olsa dahi en az bizlerde onlar kadar suçlu sayılırız. Susarak suça iştirak etmek, o suçu yapmaktan farksızdır nazarımda!
Kırım Kongo kanamalı ateşi keneleri gibi yapışarak, kanımızı 80 yıldır emenlere karşı hala susacak ve DUR demeyecek miyiz?
Bu vatan hepimizindir ve dur demek vatana olan borcumuzdur.
Vatan borcu ise namus borcudur.

Bu vatanda doğup, bu vatanın toprağında büyüyüp, bu vatanın suyundan içip, bu vatanın aşından yiyip havasını ta içimize kadar çekiyorsak, önce vatan demeliyiz ve bu vatan için ölmeyi de bilebilmeliyiz!


Saygılar.

 



busy
 

Yazarlarımız yeni bir makale yayınladığında e-posta ile haberdar ol :


Sık Kullanılanlarınıza Ekleyin
Bu sayfayı Sık Kullanılanlarınıza Ekleyin
 35 okuyucu çevrimiçi

English French German Italian Swedish